İhsan Seddar Kaynar: Kim diyor ki, buralar hep köydü?

Ankara tarihi tevatürlerle dolu ve bunlar düzeltilmeden tekrar ediliyor. Mesela hep tekrar edilen “buralar hep köydü” sözü. Nasıl ortaya çıktı acaba? Oysa Ankara köy değil, tarih boyunca da hiç köy olmamış. 1892’de demiryolu geliyor, kaç tane konsolosluk var, ticaretin merkezi, kozmopolit bir yer burası. Tarih yazımında da Ankara üvey evlat muamelesi görüyor. Ankara’nın konuları sahipsiz, yeterince ilgi çekmiyor, araştırılmıyor.

Kendinizi biraz tanıtır mısınız?

İktisat tarihçisiyim ben aslında. 1999’da şehre dışarıdan -Ordu Ünye’den- geldim, sevdim burayı. Üniversiteye ODTÜ’de bilgisayar mühendisliğinde başladım, Gazi Üniversitesi’nde iktisat bölümünü bitirdim. Marmara Üniversitesinde iktisat tarihi alanında yüksek lisans ve doktora yaptım. 

Şimdi Hakkari’de iktisat tarihi doçenti olarak çalışıyorum, Doktora tezim Ankara İktisat Tarihi üzerine ama güncel Ankara tarihi üzerine de çalışıyorum; İmparatorluktan Cumhuriyete geçiş, şehrin ve mahallelerin kuruluşu, devletin oluşumu, imar süreci, süreklilikler, kopuş… Neler var onlara bakıyorum.

İhsan Seddar Kaynar

İstanbul’a bir itiraz olarak Ankara çalışmaya başladım

Ankara ilginiz nerede başladı?

İktisat tarihçiler genelde İstanbul çalışırlar; sokakları, vakıfları, hanları, binaları, aklınıza gelebilecek her metrekaresi için ayrı ayrı çalışmalar yapılır. Bana da o ortam çok sıkıcı geldi açıkçası ve Ankara çalışacağım dedim. Bildiğim yer Ankara. Mamak’tan Keçiören’e sokak sokak her yerini biliyorum Ankara’nın. Bir itiraz olarak Ankara çalışma isteği oluştu. 

Tezimi 2013’te yazmaya başladım. O zaman Melih Gökçek belediye başkanıydı. Tezimi yazarken veri bulmakta, basılmış kitaplara, belediyenin basılı kitaplarına ulaşmakta çok zorlandım. O yıllarda Ankara’yla ilgili alternatif çalışmalar yapmak çok yaygın değildi. Bu alandaki her şey belediyenin etkisi altındaydı, her yeri kapatmışlardı. Böyle bir ortamda başladım. Yazarken de zorlandım. Benzer tepkiler aldım; Ankara’yla ilgili belge mi bulacaksın, Ankara’yla ilgili ne yazabilirsin ki? Buna benzer bir sosyal arka planı var çalışmanın. 

Ankara’nın iktisat tarihi demiryolu ile başlıyor

Benim çalışmalarımda “Ankara’nın iktisat tarihi”nin 1892’de demiryolunun gelişiyle başlayan kısmı yer alıyor. Demiryolunun nasıl gelmeye başladığı, İstanbul’a demiryoluyla bağlanması ve daha sonra Ankara’nın kendi başına gelişmesiyle ilgili şeyler yazdım.

Ankara’da pek çok şeyi değiştirdi demiryolu. Demiryoluyla ulaşım değişti, diğer Anadolu şehirlerinden bir adım öne çıktı, buradaki üretim yapısı değişti. Demiryoluyla gelen muhacir iskanıyla buradaki demografi değişti. 

İktisadi verilerin çoğuna yansımasa bile şehrin merkezinden Eskişehir’e doğru gelen hat üzerindeki ilçeler hep demiryoluyla kuruluyor. Bundan 150 yıl önce olmayan ilçeler bunlar; Sincan yok, Polatlı yok. O boş alanlardan geçiyor ki, o alanlara insan yerleştirecekler sonra. Bunun üzerinden yıllardır hayvancılık, tarım diye söyleyegeldiğimiz ürün deseni de değişiyor. Demiryollarıyla nakliye olanakları arttığı için hububat üretimi artıyor ve hububat üretimi her şeyden öne geçiyor. 1900 yılına geldiğimizde Ankara’da üretimin yarıdan fazlası hububata dönüyor. İstanbul’a hububat gönderiyor. İstanbul’un iaşesinde artık Ankara’da ve Anadolu’nun iç kısımlarında yetiştirilen tarım ürünleri öne çıkıyor. Öyle olunca tiftik önemini kaybediyor, bir süre sonra bağlar, üzüm, şarap ortaya çıkıyor. Bütün değişimde Cumhuriyetin etkisi de önemlidir. 

Ankara için en önemli tarih 27 Aralık’tır 

Biz şimdi 13 Ekimde Ankara’nın başkent oluşunu kutladık ama Ankara için en önemli tarih 27 Aralık yani Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişidir. Diğer bütün takvim günleri Ankara için tali tarihlerdir.

Anadolu’da başka hiçbir şehrin böyle bir dönüm noktası yok. Mustafa Kemal geliyor, buraya yerleşiyor ve Ankara’nın bütün yönü değişiyor. 27 Aralık’tan sonra burada ortaya çıkan irade, İstanbul işgal edilince burada açılan meclis ve Milli Mücadeleyi yönetiyor ve savaşı kazanıyor. Ankara için artık geri dönüşü olmayan bir büyüme başlıyor. 

O dönem, kale ve çevresinde bir sıkışmışlık var. Şehrin büyümesi için en önemli gereksinim olan su yok burada. O kadar ki, Ankara’yı bir mahalle daha büyütecek su kaynağı yok. Cumhuriyeti kuranların içtiği su Ankara Valisi Abidin Paşa’nın 1890’da Elmadağ ve Kayaş’tan getirdiği sudur.

İnsanlar Ankara’ya ilişkin güzel sözlere açlar

Engürü Ankara hesabı nasıl ortaya çıktı?

Ben bu hesabı aslında doktora tezini 2016 Aralık ayında bitirdikten sonra 2020 Mart’ında kitap olarak basılmasını beklerken 2018’in Ocak ayında açtım. Tezim “Engürü’den Ankara’ya Ankara’nın İktisat Tarihi” ismiyle Efil Yayınevi’nden basıldı. Bu süreçte Ankara üzerine yeni araştırmalar yapmaya devam ederken, daha önce yazdıklarımı da bir şekilde insanlara aktarmaya başlamıştım. Birileri geliyor söylediklerimi düzeltiyor. Bunu sen nereden biliyorsun dediğimde “wikipedia’dan, internetten, şuradan buradan” diyor. Bütün bu bilgileri toplarken, tezimi yazarken arşivlere girdim, gazete taradım ya da anıları okudum. Ben söylediklerimi buradan yola çıkarak kaynaklara dayandırarak söylüyorum, karşılığında telefondan gördükleriyle, sosyal medyadan okuduğu mesajlarla birileri bu bilgileri düzeltmeye kalkıyor. Bunlar bir süre sonra çok can sıkıcı bir hal aldı. Bu nedenle bir hesap açayım, teze sığmayan bir sürü güncel malzeme vardı, bir yandan demokratik Ankara kamuoyuna doğru bilgiyi ulaştırmaya başlayayım dedim. Yani tezde ulaştığım verileri ve teze sığmayan bilgileri paylaşabilmek için böyle bir hesap açtım. 

Gördüğüm; insanlar Ankara’ya ilişkin güzel sözlere açlar. Fakat çoğu ortamda paylaşılan resimler yanlış, altlarında yazan yazılar yanlış, resimlerdeki insanlar, mekanlar yanlış, ifadeler yanlış. Benim gibi hesaplar bir taraftan bu yanlışlarla mücadele ediyor, arada da belediyelerin paylaştığı bilgileri de düzeltmek durumunda kalıyoruz. Belediyeler maalesef paylaşımlarını paket bilgiler üzerine kuruyorlar, bu bilgilerin doğruluğunu teyid eden yok. Benim yazdıklarımdan rahatsız olan ve bu nedenle beni engelleyen 2 hesap var; biri Pursaklar Belediyesi’nin “resmi hesabı” diğeri de Çankaya Belediyesi’nin resmi başkanı Alper Taşdelen’in “şahsi hesabı”. 

Hesap insanların ilgisini çekiyor ama şehri yönetenlerin ilgisini çekmiyor. Ben birkaç defa belediye hesaplarından paylaşılan yanlış bilgileri düzelttim, tamam kontrol edeceğiz diyorlar ama o yanlış bilgi öylece kalıyor. Ankara’yla ilgili herkesin doğru bilgileri izlemesi, yeni bilgi üretimini takip etmesini bekleriz ama olmuyor.

Engürü Ankara twitter hesabı

Ankara tarihi tevatürlerle dolu

Ben tezi yazarken; Ankara’nın bir belediye başkanları listesi olmadığını, valiler listesi olmadığını gördüm. Sıralı bir liste yapamıyorsunuz, bir sürü bilgi eksiği var. Mesela Nevzat Tandoğan üzerine aslında bildiklerimizin tamamen yanlış olduğunu, ikinci, üçüncü kişilerin duyduğunu iddia ettiği hikayeler üzerinden bize bir karikatürünün sunulduğunu, hakkının yendiğini düşünüyorum. Ankara tarihi, buna benzer tevatürlerle dolu. Bu tevatürlerin çoğalarak tekrar edilmeye devam ediyor. 

Mesela hep tekrar edilen “buralar hep köydü” sözü. Nasıl ortaya çıktı acaba? Oysa Ankara köy değil, tarih boyunca da hiç köy olmamış. 1892’de demiryolu geliyor, kaç tane konsolosluk var, ticaretin merkezi burası. Kozmopolit bir yer; Ermeni, Rum, Kıpti var, Yahudi mahallemiz, Erzurum mahallemiz var. Demiryolu Konya’da da var ama Mustafa Kemal, Ankara’ya geliyor. Bir sebebi var. Ankara liman şehri olmamasına rağmen İngiltere’deki şehirlerle doğrudan ticaret yapabilen bir şehir. 

Nasıl gelişti hesabınız?

Söylediğim gibi ben ilk başta hesabı tezdeki bazı bilgileri ve verileri paylaşmak için açtım. 25-30 twetten oluşan uzun zincirler hazırlıyordum. Bunları hazırlamak bazen birkaç günümü alıyordu. Birkaç sayfa yazıyorsunuz, bunları parça parça bölüyorsunuz, resimler ekliyorsunuz. Bunlar çok ilgi gördü ve takipçilerde “evet bunu yazan, bu konuyu biliyor” şeklinde bir algı oluştu. Bu şekilde, Ankara’ya ilgili, Ankara tarihine meraklı, Ankara üzerine yazan bir sürü insanla bu hesap aracılığıyla tanıştım. Sonra insanlar Ankara ile ilgili daha detaylı özel konular sormaya başladılar; şununla ilgili bir şey biliyor musun, bunun doğrusu nedir? gibi. Ben de alanında uzman olduğunu gördüğüm insanlara bu hesap üzerinden sorular sordum, doğru bilgiye ulaştım ya da keşiflerin yapılmasına katkım oldu. 

Hesap kendi halinde bu şekilde uzun zincirler paylaşırken, attığım birkaç tweet patlattı hesabı. Şimdi takipçi sayım 4 binin üzerinde. Ben de hesabımı takip eden gerçek kişileri, etkileşime giren insanları takip ediyorum. Bu hesabı sadece tek taraflı paylaşmak için değil, beraber, kolektif bilgi üretmek için kullanıyorum. Ankara’yla ilgili bilgi paylaşıldığında artık ilgiyle okuyorlar. Ankara’yla ilgili yeni eserler, tezler ya da arşivlerden fotoğraflar çıktığında onu öneriyorlar, ben de hemen paylaşıyorum onları. Bazı hesaplar bana referans veriyor, onları da paylaşıyorum.

Ankara üzerine daha yoğun eğiliyor olsam da, ben bir iktisatçıyım. Ana akımın dışında üretim yapan, ülke ve dünya meselelerine kafa yoran, politika uygulamalarını tartışan ve eleştiren pek çok iktisatçıyla da takipleşiyorum. Onların da, bu hesabın butik bir tarih ya da şehir hesabı kalmamasında, yaygınlaşmasında önemli katkıları oldu. 

Tarih yazımında Ankara üvey evlat muamelesi görüyor 

Ankara pek çok disiplin üzerinden çalışılabilir; siyaset bilimci çalışabilir, iletişimci çalışabilir, mimarlık tarihçisi çalışabilir. Bu disiplinler Ankara’yı farklı yönlerden yazabilir. Ben iktisat tarihçisiyim, pek alışık değiliz bir iktisat tarihçinin bir şehir hakkında bu kadar çok şey yazmasına. Bir de iktisadi tarihi, hem iktisadın üvey evlat muamelesi yaptığı hem tarihin üvey evlat muamelesi yaptığı bir alan. Seçtiğim konu Ankara da, diğer konular arasında üvey evlat muamelesi görüyor. Ankara ile ilgili akademik çalışmalarda trafik çok zayıf. Akademide, Ankara ile biraz dalga geçiliyor. 

Bu hesapta gündemi ilgilendiren her konuyla ilgili sabah-akşam bir şeyler paylaşabilirim ama Ankara tarihinin ve iktisadi tarihin gündemine giren konularla yetinmeye çalışıyorum. Her şeyi bilen ya da bilmese de biliyormuş gibi anlatan birine dönüşmek istemiyorum. 

Mesela Ankara’nın tarihinde ihmal edilmiş konuları da gündemime alıyorum. 1957 sel felaketi ile ilgili kimse yazmıyordu, yazıyı ben yazdım. Oysa benim yazdığım bir giriş yazısıydı ama devamını getiren hala yok. Şimdi 1957 Ankara sel felaketini tarayın yazılan her yazıda bana atıflar var. Bu benim işim değildi ama yapmak zorunda kaldım. Ulus’taki uçak faciasıyla ilgili podcast yaptık, o da öyle.

Ankara’nın konuları sahipsiz

Ankara’nın konuları sahipsiz, bir de böyle bir sorunumuz var. İlgi çekmiyor, araştırılmıyor. Ben bu hesabı açtıktan sonra Ankara’yla ilgili çalışanlar bana konu soruyorlar, makale taslaklarını gönderiyorlar bakmam için. Bir taraftan da bunlara severek cevap veriyorum.

Tevatürlerle dolu bir literatür olduğu için pek çok konu biliniyor gibi olsa da, doğrusu bilinmiyor. Birisi uydurmuş o konuyu, o konu o haliyle kalmış. Benim yaptığım şey biraz onlara müdahaleydi. Benim kitapta da var. Mesela Atatürk Orman Çiftliğiyle ilgili çok önemli şeyler yazdığımı düşünüyorum ama AOÇ o kadar sıkıcı bir konuya dönüştü ki, kimse dönüp yeni yazılanı okumuyor. Fabrikaların neden açıldığını, Ankara şehri için ne ifade ettiğini, şehrin iaşesi için ne ifade ettiğini yazsam bile ilgi çekmiyor. 

Biz Ankara’ya memur şehri, öğrenci şehri falan diyoruz ama Ankara aslında çok önemli bir sanayi şehri. 1920’den itibaren askeri fabrikalar kuruluyor burada. Bu şu demek; siz bir yerde silah, mühimmat, askeri malzeme üretimi yapıyorsanız, oranın ülkenin en güvenli yeri olması lazım. Oradan bir daha geri dönüş yok. Bu nedenle aslında Ankara’nın başkent olacağı 13 Ekim 1923’ten çok önceden belliydi. Kırıkkale havzasında Mamak-Elmadağ hattına askeri fabrikalar kurulmaya başladığında karar verilmiş zaten buraya.

Siz neleri, kimleri takip ediyorsunuz?

Kendi hesabım dışında çok görünür değilim. Benim tercihim değil ama öyle oldu. Rasim Özgür Dönmez ve Fevzi Can Gürüz hocaların hazırladığı “Ankara Neydi Ne Oldu?” podcast serisinde üç söyleşim oldu; Ulus’taki uçak faciası, 1957 sel felaketi ve Ankara’nın iktisadi tarihi. Bunlar ıskalanan konular, orada burada ufak tefek geçen şeylerdi. 

Sizin gibi Ankara’yla ilgili yerel çalışma yapan hesapları takip etmeye çalışıyorum. Sizin mahalle çalışmanız var, mahallenizdeki sokaklarda da görünürsünüz. Ankara’da bu şekilde hem sokakta hem de sosyal medyada yer alan bir faaliyet yok. İncirli’de, Tuzluçayır’da, İlker’de ya da kampüslerde bu ayarda faaliyetler olsa keşke. Gazete Solfasol, Ankara Kent ve Ekoloji Ağı ya da Diren AOÇ hesapları çok önemli işler yapıyorlar, onları da ilgiyle izliyorum. 

Ankara üzerine en üretken kesim aslında mimarlık tarihçileri. Özellikle ODTÜ’de mimarlık tarihi alanında üretilen eserlerden çok şey öğrendim. Ankara çalışan Hakan Kaynar, Onur Bektaş, Muzaffer Karaaslan gibi isimlerin hesaplarını takip etmeye çalışıyorum. Ahmet Soyak’ın her gün hacmi büyüyen görsel arşivinden Ankara’nın merak ettiğim her yerini oturduğum yerden öğreniyorum, yıllar içindeki değişimini de görüyorum. İrfan Akalp ve Yavuz İşçen de Ankara üzerine yazıyorlar, yazdıklarından çok şey öğrendim ama onlar twitterı etkin kullanmıyorlar. 

Suriçi’nin Sesleri ve İstanbul’da Emeğin İzleri hesapları da ilgiyle izlediğim İstanbul hesapları. Keşke o iki hesabın Ankara şubeleri olsa da, yazdıklarını okusak.

Yazar Hakkında

1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.

Ücretsiz E-Bülten Abonesi Olun

Yazı için yorumlar var “İhsan Seddar Kaynar: Kim diyor ki, buralar hep köydü?”

  • 69 yıllık Ankaralıyım. Ankara ile ilgili ilginç ve bilinmeyen konuları derginiz sayesinde öğrendim ve öğrenmeye de devam ediyorum. İyi ki varsınız, hep var olun.

    Tüm emeği geçenlere içten teşekkürlerimle…

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir