Aziziye Mahallesi Muhtarı Güldane Tenç: Üst yaş grupları için daha fazla merkeze ihtiyaç var.

İlk görüştüğümüz muhtarımız, Aziziye Mahallesi muhtarı Güldane Tenç oldu. 

Güldane Hanım, 1980’li yılların başında evlilik nedeniyle Mersin’den Ankara’ya, Ayrancı’ya gelmiş. Daha önce eşi muhtarmış, eşinin yanında çok zaman geçirir, ona yardım edermiş. Kocasının muhtarlıktan ayrılmasından sonra Güldane Hanım muhtar olmuş. Güldane Hanımla sohbetimize, aslında bir gün önce Ayrancı’da kadın olmak üzerine sohbet ettiğim bir arkadaşımın, “kadın muhtarların mahalleye nasıl katkısı olabilir, bu anlamda bir fark yarattıklarını düşünüyor musun” sorum üzerine ortaya attığı bir karşı soru ile başlamak istedim. Arkadaşım aslında ne beklediğimi söyleyebilmem için muhtarların görev ve yetki alanlarını bilmem gerekir demişti; işte ben de ilk olarak bu soruyu sordum Güldane Hanım’a; muhtarlar ne yapar? dedim.

Güldane Hanım, 2006 da yapılan yasa değişikliği ile muhtarların görevlerinin çok sınırlandırıldığını, daha önce muhtarlar tarafında yapılması zorunlu olan kayıtlar, verilmesi gereken belgelerle ilgili yetkilerin Nüfus Müdürlüklerine geçmesi, online sistemin gelişmesi, e-devletin ortaya çıkmasıyla mahalleli ile tanışıklığa vesile olacak ortamın ortadan kalktığını, şu anda tanımlanmış en önemli görevlerinin adresine ulaşmayan tebligatları kabul etmek ve üç ay boyunca saklamak olduğunu; bunun da yetkiden çok görev olarak ifade edilebileceğini söyledi. Öte yandan mahallede eski olmaktan kaynaklanan ve mahallenin de uzun yıllar burada ikamet eden bir nüfusu barındırmasından ötürü, ikamet edenleri tanıyabildiğini; genel olarak mahalle halkının ihtiyaçları konusunda duyarlı ve bilinçli olduğunu, birçok kez ihtiyaçlarını ve taleplerini ilgili mercilere bildirme konusunda da bu bilince uygun davranabildiğini; kadınlar açısından da kendilerini rahat hissedebildikleri, rahat bir semtte olduğumuzu söyledi. Güldane Hanım’a göre en önemli ihtiyaçlardan birisi belli bir yaş üstünün sosyalleşebileceği, sosyal aktiviteler yapabileceği alanlar, merkezler. Semtimiz sınırları içerisinde, Çankaya Belediyesi’ne ait böyle bir merkez olsa da daha fazlasına ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor Güldane Hanım.

Son yıllarda iktidar makamlarının dillerinden düşürmediği, öne çıkardığı, sık sık buluşmalar organize ettiği muhtarlıkların, bir yandan yetki alanlarının her geçen gün daraltıldığı bilgisi şaşırtıyor beni; öte yandan çocukluk yıllarımın muhtarları, muhtarlıkları geliyor aklıma, bir çoğunu çok net hatırladığımı, çünkü çeşitli vesilelerle hep yolumun, yolumuzun muhtarlara düştüğünü hatırlıyorum; bir mahalleye taşınmak, bir mahalleden ayrılmak, okula, işe başlamak, çeşitli başvurular yapmak illa ki yolumuzu muhtarlara, muhtarlıklara düşüren bir neden oluyordu.

Aziziye’nin merdivenli sokakları

Saat: 09:41

Bürümcük Sokağı merdivenindeyim. Şu ana kadar 56 basamak indim, 9 basamak daha inersem Kuloğlu Sokağı’na varacağım. Burayı, sokaklarda rastgele yürüdüğüm sıcak bir ağustos günü keşfetmiştim. Bir tutam gölge, sığınacak bir kuytu ararken imdadıma bu merdiven yetişmişti. Bilirsiniz, merdivenlerde yapılabilecek üç ana eylem vardır; inmek, çıkmak ve oturmak. Nice çocuk oyunlarına, nice gençlik sohbetlerine ve nice kaçamaklara dekor olmuştur bu oturaklar. Merdivenlerin bu işlevi belediyelerin de işine gelir, merdivenin olduğu bölgeye bank yapmasına gerek kalmaz. Gerçi Roma Belediyesi, ünlü İspanyol Merdivenleri’nde oturmayı yasakladı ama bu bizim merdivenlere olan bakışımızı değiştirmeyecek ve tüm merdivenlerde oturma eylememiz sürecek!

Bürümcük Sokağı merdiveni

Saat: 09:48

Kuloğlu Sokak’tan, Kıbrıs Sokağı’ndaki iki merdiveni kullanarak önce Enis Behiç Koryürek ardından da Dede Korkut Sokağı’na iniyorum. Merdiven inmek genellikle olumlu bir anlam taşır. Rüya tabirlerinde dahi bir işin sonuna gelindiğine ve sıkıntıların biteceğine işarettir. Ben rüyamda hiç merdivenden inmedim ama tıpkı böyle etrafı istila edecek kadar büyümüş ağaçları ve çiçekli balkonları olan bir sokaktan geçtim. O sokakta da yıkılmayı bekleyen eski apartmanlar vardı. Günün birinde kentsel dönüşümün Aziziye’yi de ele geçirmesi kuvvetle muhtemelken mahalle sakinlerinin ise bir şeylere dönüşmek gibi bir arzularının olduğunu pek sanmıyorum, olsa olsa yenilenme isteyebilirler.

Yürüyen merdivenler görevimiz, yetkimiz ve ilgi alanımızın dışında!

Saat: 10.36

Kuzgun Caddesi’ndeki park tabelasına kadar fazla oyalanmadan yürüyorum. Tabelada, Necip Hablemitoğlu’nun resmi var. 2002 yılında, bu mahalledeki evinin önünde öldürülmüştü. Ankara’nın yaşına bakmak isterseniz, sadece burayı değil Bahriye Üçok Parkı, Uğur Mumcu’nun Sokağı, Muammer Aksoy Caddesi’ni de ziyaret edebilirsiniz.

Caddeden bakınca klasik bir tasarım izlenimi veren Kuzgun Sokağı merdivenlerinin ilk basamaklarını çıktıktan sonra basamakların zikzak çizdiğini görmek beni şaşırtıyor.  Bu tasarım, bankları hatta çöp kutularını bile şık gösteriyor. Merdivenin genişleyen kısmında boş bir havuz var. Etrafı inceleyip fotoğraf çektiğimden olacak bazı insanlar beni belediye çalışanı sanıyor ve taleplerini iletiyor. Taleplerin arasında, bu merdivenin kaldırılıp yerine yürüyen merdiven yapılması da var. Yürüyen merdivenlerin görevimiz, yetkimiz ve ilgi alanımızın dışında olduğu cevabını vererek parktan ayrılıyorum.

Saat: 11.02 

Platin Sokağı’na vurdum kendimi. Portakal Çiçeği Caddesi’ne, Kuşkondu Sokağı’nın tam 131 basamaklı merdivenini kullanarak ulaşacağım. Merdivenin başındayım. Buradan karşıya baktığımda, caddeyle kesilen merdivenin yolun karşısında devam ettiğini görüyorum. Bu merdivendeki basamaklar daha dar ve çok, karşıdakilerse daha az ve yayvan duruyor. İnmeye başlıyorum. Eğimin de yardımıyla istemsizce hızlanıyorum. Sahip olduğum hız, beni doğruca karşıdaki merdivenlere atıyor ve aynı hızla basamakları ikişer üçer çıkıyorum. Kendimi antrenman yapan Rocky gibi hissediyorum. Uzmanlar inmenin aksine, merdiven çıkmanın son derece sağlıklı bir egzersiz yöntemi olduğunu belirtiyor. 77 basamağı bir solukta çıktıktan sonra Rocky gibi ellerimi havaya kaldırıyorum. 

Ankara’nın en güzel merdiveni hangisi?

Saat:11.40

Portakal Çiçeği’nin hem sokağı hem caddesi hem de parkı var mahallede. Şu an parkında yürüyorum. Vadi boyunca büyümüş, yapaylıktan uzak, yeşil rengin hakim olduğu ve tüm sakinlerinin huzurla nefes aldığı bu tür parklara çok sık rastlanmıyor. Genelleme yapacak olursak şehir içindeki parklarda beton oranı, bitki oranına ya eş ya da daha fazla. Parktan, Piyade Sokağı’na doğru yöneldiğimde karşıma tasarım harikası bir merdiven çıkıyor. Biçimsel olarak köşe ve dairesel kavramların bir arada kullanıldığı, basamakların hafif kaydırmalı olarak yükseldiği bu merdiven şayet bir sıralama yapılsa Ankara’nın en iyi 3 merdiveni arasına girer diye düşünüyorum. Sahi böyle bir sıralama için anket yapılabilir mi? Hatta sadece merdivenle kalmayıp en güzel park, en güzel heykel, en güzel apartman da sorulsa insanlara.  

Portakal Çiçeği Caddesi merdiveni

Merdivenlerde daha kalıcıdır sararmış yapraklar

Saat: 12.30

Bu kez Portakal Çiçeği Caddesi’ne giriyorum. Önümde Aziziye’ye ait olmadıklarını her halinden belli eden iki tane uzun bina, arkamda ise bu mahallenin nüfusuna dahil olduğu tartışılmayacak Şair Nefi Sokağı’nın merdiveni var. İki apartman arasında uzanmış renkli ve ağaçlı bir merdiven bu. Basamaklarını ağır ağır çıkıyorum, ünlü bir mısrada geçtiği için, buradan öyle geçilmesine inandığım için. 

İnandığım başka bir şey daha var; sadece bu merdivenden değil saydığım tüm merdivenlerden bir de güz vakti geçilmesi gerektiği. Merdivenlerde daha kalıcıdır sararmış yapraklar. Belki ben de onları toplar, Metin Altıok gibi birbirine uhuyla yapıştırır, sehpaya örtü yaparım…

Şair Nefi Sokağı merdiveni