Mekânın ve hikâyenin  başlangıcı: Çarşı Undan Mamuller

Ayrancı mahallesi yıllar içinde değişse de bazı mekânlar hâlâ bu mahalle kültürünün izlerini taşıyor. Ve bu değişimin ortasında mahalle halkının bir araya geldiği, sohbet ettiği, dostluklar kurduğu noktalar var.

Bunlardan biri de Çarşı Undan Mamuller. Yaklaşık 16 yıldır mahallelinin buluşma noktası haline gelen bu dükkân; sadece güzel kurabiyelerin, çok lezzetli zeytinyağlıların ve ev yemeklerinin satıldığı bir yer değil; aynı zamanda komşuluk bağlarının yeniden kurulduğu ve şekillendiği bir aile ortamı…

Mekânın kurucusu Semiha Sunalı buranın temeli; zincirin ilk halkası ve herkesi bir arada tutan birleştirici halka…

Çarşı’nın sahibi Semiha Sunalı ve ekibi

Çarşı’nın hikayesi nasıl başladı? Ayrancı’nın bu büyülü mekanını Semiha Hanım’dan dinleyeceğiz.

Önce sizi tanıyalım Semiha Hanım, biraz kendinizden bahseder misiniz?

1990 yılında, üniversiteyi kazandıktan sonra Ankara’ya taşındım. İktisatçıyım. Üniversite son sınıftayken finans sektöründe stajyer olarak çalışmaya başladım ve uzun yıllar yatırım danışmanı çalıştım. Ancak finans sektörü çok zorlu bir sektördü, insanı hem zihnen hem de duygusal olarak yıpratıyordu. Para ve insan bir araya gelince; insanların sokakta ya da normal hayatta görmediğiniz maskesiz hâlleriyle karşılaşıyordunuz

Peki yeme içme sektörüne geçmeye nasıl karar verdiniz? Dükkân açma hikayeniz nasıl oldu?

Zamanla finans sektöründe çalışmaktan çok yoruldum ve 2006 yılında işten ayrıldım. Kendi yolumu çizmek, kendi işimi kurmak istedim. O sırada yakın bir arkadaşım, unlu mamuller üreten bir markaya sahipti ve “Sana unlu mamuller üzerine, mahallede bir yer açalım” dedi.

Arkadaşımla oturup plan yaptık; ben iş kadınıydım, mutfakla haşır neşir değildim. Bu nedenle önce arkadaşımın yönlendirdiği bir firmada üç ay boyunca stajyer olarak çalıştım.

O arada dükkânı tuttuk ve başlangıçta satış yapmak üzere, Ankara’nın ilk süpermarketlerinden Beğendik’in ürünlerini satmaya karar verdik. İlk başta çok küçük bir işletme olduğum için çok olumlu yaklaşmadılar. “Sen butik bir yer açacaksın, ne kadar satış yapacaksın ki.” Sonra ben biraz ısrarcı çıktım. “Ben sizin ürünleriniz satmak ve bu dükkânı tutturmak istiyorum, finans sektörüne dönmek istemiyorum” dedim. Onlar da herhalde beni bu kadar kararlı ve istekli görünce ikna oldular.

Ben ürün alıp satıyorum ama aslında aklımda hep kendi yaptığım ürünleri satmak vardı. İşte aradan bir sene geçmiştir, ben artık yavaş yavaş yapmayı da öğrendim. Ondan sonra kendi ürünlerimi sunmaya başladım.

Burada tek başınıza mı çalışıyorsunuz? Ekibiniz var mı?

Emine Hanım var onunla çalışıyoruz. Daha sonra işlerimiz yoluna girince mutfakta çalışanlarımız oldu, birlikte çalıştığımız kadınlar oldu. Bir ara bir kızımız vardı. Üniversiteyi Ankara’da kazanmış ama okuyacak durumu yoktu. O üniversiteyi burada part-time çalışarak okudu. Dersten çıkınca geliyordu akşam, kapanıncaya kadar duruyordu. O çocuk öyle okudu ve şimdi çok iyi bir kimya mühendisi oldu.

Dükkandaki menünüz zamanla mı şekillendi?

Evet menü zamanla şekillendi. İnsanlar buraya bugün ne var acaba diye merak edip gelsin istedik. Tam menümüz olmasın, insanlar merak etsin, Çarşı’da değişik bir şey çıkmıştır gidip bakayım diye gelsin istedik. Her zaman olan ürünlerimizin yanında her gün bir iki çeşit de sürpriz eklemeye karar verdik. Gerçekten de insanlar merak ediyordu. Bugün ne çıktı? Ne yaptınız? diye telefon ediyorlardı.

Burası sadece bir yeme içme mekânı değil gibi… İnsanların ahbaplık ettiği, gününü geçirdiği bir durak gibi olmuş. Bu bağı nasıl kurdunuz?

Burayı ilk açtığımızda dört masamız vardı. Çok masamız olmadığı için kimsenin ayrı masası olamıyordu. Mecburen beraber oturmak zorunda kalıyorlardı. Beraber oturunca da susup oturmuyorlardı. Sonra burada dost olmaya başladılar birbirleriyle. Birlikte oturarak, yavaş yavaş arkadaşlık yapmak zorunda kaldılar aslında. Sonra da onun tadını alınca kendiliğinden beraber oturmaya başladılar. Arkadaşlık, ahbaplık etmeye başladılar. Birisi bir gün gelmezse birbirlerini arıyorlardı. O duygu herkese iyi geldi.

Yılbaşı gecelerini de kutlardık burada, pandemiye kadar da kutladık. En güzel en unutamadığım anılarımın çoğu yılbaşlarına dair sanırım. Çok güzel, çok eğlenceli olurdu. Küçücük yerde çok güzel eğlenirdi insanlar. O çok hoşuma giderdi, mutlu olurdum.

Peki Ayrancı’da komşu olmak ne ifade ediyor sizin için? Ayrancı sizin için ne ifade ediyor?

Burada komşularımla kendimi güvende hissediyorum. Yani burada bir şey olduğunda, aman dediğin zaman bir sürü insanın koşabileceğini biliyorsunuz. Kadınlar için de öyle, mahallede oturan bir kadına bir şey olduğunda en az yüz kişi koşabilecek bir yer burası.

Ben buraya Ayrancı’ya işte okulumun son dönemlerinde geldim. O kadar sevdim ki Ayrancı’yı hiç ayrılmak istemedim, hiç başka semtte de yaşamak istemedim.

Çarşı Undan Mamuller ve Mangiare: Mahallede dayanışmanın hikayesi

Çarşı, şimdi de bir dayanışma hikayesiyle karşımıza çıkıyor.

Yaklaşık bir yıl önce, Semiha Hanım’ın önce müşterisi, sonradan ahbabı olan Ahmet Bey ve Harun Bey ile Çarşı’da yeni bir şeyler denemeye karar veriyorlar. Semiha Hanım’ın tecrübesi, Ahmet Bey’in aşçılığı ve Harun Bey’in desteği birleşince ortaya Çarşı’nın yanı başında yeni ve şirin bir dükkân beliriyor. Mangiare! İtalyanca’da yemek anlamına geliyor.

Bugün Çarşı Undan Mamuller’in hemen yan tarafına açılan olan Mangiare, yalnızca bir sandviç dükkânı değil; emeğin, uyumun ve mahalle dayanışmasının bir başka hikâyesi. Mangiare’nin hikayesi biraz alışılmışın dışında; geri kalanını onlardan dinleyelim.

Mangiare’nin hikayesi…

Nasıl bir araya geldiniz?

Ahmet: Ben Çarşı’ya önceleri müşteri olarak geliyordum. Kahve içip oradan da işime gidiyordum. Her gün gidip geldikçe ben de buranın büyüsüne kapıldım ve Semiha ablayla arkadaş olduk. Sonra işten ayrıldığım dönemde yaklaşık bir hafta boyunca onlara yardım ettim, beraber yemek yaptık.

Semiha: Ahmet işten ayrılmıştı ve bana çok yardımcı oldu. Mutfağa girip sürekli fikir veriyordu: “Abla şöyle yapalım, abla böyle yapalım” diyordu. Sonunda dedim ki, “Gel o zaman beraber yapalım!

Ahmet: O kadar uyumlu bir şekilde çalıştık ki, adeta kader ağlarını örmüş gibiydi. Her şey zamanlamayla oldu. Gerçekten çok şanslı olduğum anlardan biriydi.

Peki Mangiare nasıl doğdu?

Semiha: Şimdi ben 16 yıl aynı işi yaptım. Bir noktadan sonra insan ister istemez sıkılıyor, bir yol ayrımı gibi bir şey geliyor. Mangiare’de, şu anda diğer ortağımız Harun’la birlikte “Hadi biz de dükkânı geliştirelim, daha ileriye taşıyalım” dedik. Sonra Harun’la birlikte işin içerisine Ahmet’i de dâhil ettik.

Ahmet: Semiha abla ve Harun’la önce meze çeşidini artırdık. Sonra yan dükkânı tutmaya karar verdik. İlk başta burayı bir kafe gibi değerlendiriyorduk. İçeride masa sandalyeler vardı ve biz aslında burayı biraz daha geliştirmek, bir konsept kazandırmak istiyorduk. Çünkü dükkân böyle hikâyesiz gibi duruyordu.

Bir gün Semiha ablaya, “Burada sandviç yapabilir miyiz?” diye sordum. Sonra hep birlikte konuştuk ve denemeye karar verdik.

Semiha: Ahmet sürekli yeni şeyler deniyordu. Gece çalışıp sabah “Abla bak, yeni bir sos yaptım” diye getiriyordu. Böyle deneye deneye, tada tada bir menü ortaya çıkarttık.

Buranın büyüsünü koruyarak başardık

İki farklı işletme dayanışması mahalleli tarafından nasıl karşılandı?

Tepkiler çok olumlu oldu. İnsanlar çok iyi karşıladı. İtalyan sandviç burada farklı bir hikâye oldu aslında. Bir yandan insanlara alışılmışın dışında bir şey göstermiş olduk ama aynı zamanda bu yapının ruhunu da bozmadık. Bence bu da hoşlarına gitti. Yani farklı bir deneyim sunduk ama buranın düzenini, büyüsünü koruyarak yaptık.

Peki bundan sonraki bir hayaliniz ne? Dükkanla ilgili planlarınız var mı?

Ahmet: Biz zaten şu anda buraya yoğunlaşmış durumdayız ve buradan mutluyuz. Gelecekle ilgili hayallerimiz ise başka yönlere yeni arkadaşlarla, yeni istihdam alanları oluşturmaya yönelik. Ama bunu yaparken buranın konseptini bozmamak çok önemli.

Röportajı sonlandırırken hem bir işletmeci olarak hem bir çalışan olarak söylemek istediğiniz şeyler var mı?

Semiha: Bir yerden başlamak gerekiyor ve bence en önemlisi insan yetiştirmek. Bir insanın hayatına dokunup ona bir şeyler kazandırabilmek çok değerli. Sonra bunu gördüğünüzde insan gerçekten mutlu oluyor.

Çarşı’yı biraz da komşulardan dinleyelim

Çarşı’yı hem Ayrancı’da çocukluğunu yaşamış hem de yıllardır Çarşı’nın müdavimlerinden biri olan Ali Cemal Çağatay’dan dinliyoruz.

Ali Bey 1960 yılında Ayrancı’da doğmuş, o günden beri de burada yaşıyor. Ailesi, 1927’de Ayrancı’ya gelmiş, kendisi 3. kuşak oluyor. Ali Bey bize hem Ayrancı’yı hem de Çarşı Undan Mamuller’in bugün için taşıdığı anlamı anlattı. Doğrusunu isterseniz kendisi Ankara ve Ayrancı’ya dair ayaklı bir ansiklopedi gibi… Dinlerken neler neler öğrendik ve bu sohbetin burada bitmeyeceğinin sözünü aldık.

Ben Ayrancı’nın o eski günlerini çok iyi hatırlıyorum. O zamanlar tek katlı, bahçeli gecekondular vardı, aralarında da üzüm bağları… 1960’ların ortasında Meclis yapılıp sefaretler kurulunca iki katlı evler yükselmeye başladı. Ardından bakkallar, manavlar, küçük dükkânlar açıldı. Ama bütün bu değişime rağmen Ayrancı’daki mahalle kültürü hiç kaybolmadı. Yıllar içinde pek çok kişi başka yere de taşındı ama ben hep şunu söyledim: Ayrancı’nın yeri başka. Burada hâlâ güvenle dolaşabiliyorsunuz, komşuluk var, sosyal doku çok güçlü. Ayrancı bu yüzden benim için hâlâ eşsiz.

Ali Bey, bugün Ayrancı’da hala mahalle kültürünü yaşatan mekânlardan biri de Çarşı Undan Mamuller. Çarşı sizin için ne ifade ediyor?

Çarşı’nın hikâyesi çok ilginçtir aslında. Biz Semiha’yı hiç tanımazdık. Yıllarca finansçı olarak çalışmış, sonra gelip böyle bir yer açmaya karar vermiş. Semiha burada ekmek, poğaça satmaya başladı ama işin sırrı şuydu: Mahalleli bir zaman sonra onu tanıdı, tanıdıkça benimsedi ve yanında durdu. Kadınlar çok destekledi mesela; biri onunla dolma sardı, biri börek yapmayı öğretti, biri dedi ki “Hadi gel üç çeşit yemek çıkartalım” Burası böyle böyle büyüdü.

Sonra ne oldu biliyor musunuz? Daha önce sadece günaydın, merhaba deyip geçen insanlar burada oturup ahbap olmaya başladılar. Bazen diyorum Semiha’ya, keşke günlük tutsaymışız. Vallahi on tane dizi çıkardı buradan. Her çeşit insan gelmiştir buraya, hepsi bir şekilde buranın hikâyesine dahil oldu.

Sonra yan tarafa yaklaşık bir yıl önce Mangiare açıldı. Ahmet, Harun ve Semiha birlikte girdiler bu işe. Önce meze evi olarak düşündüler, sonra İtalyan sandviçlerine dönüştü. Çok da iyi oldu çünkü Ayrancı’da böyle bir yer yoktu.

Ama işin özünde Semiha artık bizim ailemizden biri. Benim çocuklara matematik derslerinde çok yardım etmiştir, evimizin anahtarını bırakabileceğimiz, gözümüz kapalı güvenebileceğimiz biri oldu. O yüzden biz artık sadece bir esnaf-müşteri ilişkisi değil; abi kardeş gibiyiz.

Burada öyle bir bağ var ki, iki gün gelmeyeyim, mutlaka biri arar: “Hayırdır, niye gelmedin, bir şey mi oldu” diye sorar. Bu sadece bana değil, buraya gelen herkese olan bir şey. İşte burayı özel kılan da bu!

Çarşı Undan Mamuller, bir dükkândan çok daha fazlası. Burada kurulan sofralar dostluklara, paylaşımlar dayanışmaya dönüşmüş ve hala da öyle. Ayrancı’nın kalbinde, kapısından giren herkesin kendini evinde hissettiği, küçük ama sıcacık bir dünya yaşatılıyor. Bu röportajı yaparak onların hikayesini sizlere duyurup, sizleri de bu dayanışma davet ettik. Umarım bir gün Çarşı’da aynı masalarda karşılaşırız!

Not: Röportajın deşifre edilmesinde desteğini esirgemeyen ve aslında bu röportajın gerçekleşmesine vesile olan sevgili Anıl’a, fotoğraflar için ise Burak Bey’e çok teşekkür ederiz.

Çarşı Undan Mamüller
Mangiare Ayrancı

Ali Dede Cad No:15/D Ayrancı/Ankara
@mangiaresandwich

Yermekân: Eylem, Deneyim, Temas üçlemesi 

Ayrancı’nın sokaklarında yürürken düşünmeye üretmeye ve paylaşmaya dair mekanlar karşınıza çıkar. Sanki düşünen ve gerçekten bir şeyler üretmek isteyen insanların bir araya geldiği bir yerdir Ayrancı. Evinizden çıkıp nefes almak istediğinizde hiç düşünmediğiniz fikirlerle bile karşılaşabilirsiniz. İnsan ve çevre ilişkisinin diğer bir deyişle insanın mekanlarla var olduğu ve mekanı kendi yetkinleri ile tekrar tekrar dönüştürdüğü ve şaşırttığı mekanların içerisinde kaybolursunuz. 

İşte bu yerlerden birisi de Yermekân diyebiliriz. Hacettepe Üniversitesi Heykel ve Sosyoloji Bölümü’nden mezun üç arkadaşın Ekin, Hazel ve Zeynep’in bir araya gelip ortak akıl yarattıkları ve tasarladıkları bir mekan; Hoşdere Caddesi No:6/C. Hazel, Ekin ve Zeynep kendi uzmanlık alanlarına göre bir araya gelip hem üretebilecekleri hem de ortak kelimelere sahip olan arkadaşlarla bir araya gelip bulundukları mekanı derin bir yolculuğa çıkarmak istemişler. 

Akademik hayatta öğrendiklerini yaşama uyarlama ve deneyimleme

Yermekân kurucuları Hazel, Ekin ve Zeynep der ki: “Biz, yaratıcılığı ön planda tutarak ortaklaşmayı amaçladığımız, sınırları belirlenmiş bir mekânda herkes için sınırsız hareket alanı oluşturmak istiyoruz. Mekânın dönüştürülebilir, eksiltilebilir, çoğaltılabilir ve elbette paylaşılabilir olduğunu düşünmekle birlikte sanat yapmayı diğer eylemlerden ayrı bir edim olarak görmüyor, sadece yaşıyoruz.

… Öyle bir mekan ki Yermekân, düşünüm, üretim ve paylaşım için hem fiziksel hem de zihinsel bir zemindir.  Alternatiflerin çoğalabileceğine duyduğu inançla mekânı paylaşıma açar, çeşitli atölye çalışmaları yürütür, etkinlikler düzenler ve elbette birlikte yemekler yemeye, şarkılar söylemeye de açıktır.

Söyleşi – Atölye – Sergi 

Hayat ışık hızı akarken hayatı kaydetmek, anı kare kare yaşayıp, kaydetmek ve bunu yaparken de etrafında seninle birlikte yaşayan bitkileri keşfetmek, onların da bu mekanda var olduğunu unutmamak… İşte bu bakış açısıyla Yermekân’ın çalışmalarına bakınca durağanlıktan çıkıp, başka bir boyutta sokak aralarında dolaşmaya başlıyorsun. Aynı zamanda, Yermekân – kimlik çalışması da aynı zamanda kendi kendine güçlenmeye başlıyor…

Ekin Kula’dan Karanlık Oda Atölyesi 

Fotoğraf çekmek, onu karanlık odada basmak ve üzerine anlam yüklemek nasıl bir duygudur? Kendi emeğini hayata geçirmenin tadına varmak ve analiz etmek seni ne kadar mutlu eder? Yer ve mekanların fotoğrafın fotoğrafını çekerken gerçekten hissederek mi çekersin yoksa hiç düşünmeden mi? 

Karanlık oda

Zeynep Üçöz’den Botanik Zihin Atölyesi 

Botanik Zihin Atölyesinde de, saksı bitkilerinin, tropik bitkilerin, kaktüs sukulentlerin bakımları ve yaşam alanlarını gözden geçirir ve bitkilerin gözüyle bitkilere nasıl bakılacağını keşfedersiniz.  Yermekân‘ın yeşil vahasında bitkilere odaklanan, botanik ve sanat ilişkisi üzerine araştırmalar yapan ve bunları yaşam alanlarımıza dâhil etmeyi amaçlayan bir atölye botanik zihin.

Hazel Kılınç’tan Zamanın Kaydı/Kaybı Atölyesi

Yürütücüsü Hazel Kılınç’ın olduğu Zamanın Kaydı/Kaybı Atölye çalışması kapsamında teknik görüntülerin üretiminden, video tarihsel sürecini nedenli sonuçlu incelerken kaydetme refleksinin de günlük hayatta bizi nasıl etkilediğini görebiliyoruz.

PİŞİRGEL; Bütün atölye çalışmaları dışında, herkesin tek bir sofrada buluşup yemek yediği özellikle kendi yaptığı yemeği getirip paylaştığı bir mekan.

AÇIK VİTRİN kapsamında da kendi ürünlerini çalışmalarını sergileyerek çalışmalar üretiliyor. Açık vitrine insanlar tasarım ürünlerini bırakıyor aslında bu şekilde de bahsedebiliriz.

https://www.yermekan.com/

İşbirlikçi Sanat Alanında hem görsel ve plastik sanatlara ev sahipliği yaparken aynı zamanda da mekan kiralama yapabilir ve kendi çalışmalarınız için de mekan yaratabilirsiniz. 

YERMEKAN
Ayrancı Mahallesi,
Hoşdere Caddesi No:6/C
A.Ayrancı/Ankara
Instagram: @yer.mekan
yermekan.info@gmail.com

Ceren Bozkurt: Gazinolardan lokantalara: Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara’da yeme içme kültürü

Cumhuriyetin 100. Yılı etkinlikleri çerçevesinde gerçekleşen Ayrancı Festivali programının Cumhuriyet ve Kent Kültürü Konuşmaları etkinliğindeki ilk konuğumuz Ceren Bozkurt oldu. 25 Ekim 2023 tarihinde, Gazinolardan lokantalara: Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara’da yeme içme kültürü başlığındaki söyleşi Cafe Creme’de kalabalık bir grup ilgiyle izledi.

Ceren Bozkurt

Cumhuriyetin ilk yıllarına başlamadan önce bizi eski Ankara’ya doğru yola çıkarmak istediğini söyleyerek sunumuna başlayan Ceren Bozkurt 19. yüzyılı bilmeden 20. yüzyılı anlamanın biraz zor olduğunu belirtiyor.

İstanbul Saray Mutfağı

İmparatorluktan Cumhuriyet’e geçiş başlı başına bir devrim ve gündelik hayatı da oldukça etkiliyor. Ekonomik durum, savaşlar, eğitim reformları, kadınların sosyal hayatta görünür hale gelmesi önemli dönüşümler fakat en büyük dönüşüm İstanbul’un artık payitaht olmaması ile gerçekleşiyor. Çünkü 19. yüzyıl Osmanlı saray mutfak kültürü dendiğinde karşımıza İstanbul mutfağı çıkıyor; saraylar İstanbul’da ve doğal olarak bundan ilk etkilenen hep İstanbul oluyor. 19. yüzyılın ortasından itibaren Batılı mutfak kültürü Osmanlıya giriş yapıyor ve saray mutfağını da değiştiriyor. Osmanlıda seyyar satıcılar ve aş evleri, çorbacılar, pilavcılar börekçiler hep var ama İstanbul’da ilk restoranlar Tanzimat Fermanı’ndan sonra açılmaya başlıyor. Padişahlar siniden sofraya geçiyor. Çatal bıçak kullanımı Anadolu için de İstanbul için de çok yeni.

Ankara’nın Aşçı Dükkanları

Tarih her zaman İstanbul’u yazıyor ama hepimizin gönülden bağlı olduğu Ankara’nın da kendine ait bir mutfak kültürü var.

Evliya Çelebi 1648’de Engürü’ye yani Ankara’ya geliyor; burada içtiği paça çorbasından, bu çorbanın yanında yediği pastırmadan, tiftik keçisinden, Ankara’da hayvancılığın, bağların bahçelerin olduğundan, üretim ve ticaret yapıldığından bahsediyor. Bu dönemde dışarda yeme içmenin seyyar satıcılarla sınırlı olduğunu görüyoruz Ankara’da da.

20. yüzyılla beraber hepimizin bildiği At Pazarı’nda sokak köftecileri, dönerciler karşımıza çıkıyor. Anafartalar’da kuyulu kahve var, merkez kıraathanesi insanların sosyalleşebildiği alanlar ama gerçekten çok sınırlı mekânlar.

Restoran, Lokanta, Gazino ve Pavyon

1766 yılında yani 18. Yüzyıl’da Fransa’da ortaya çıkan bir kavram restoran. Şifalı konsantre suların sunulduğu mekanlara restoran deniliyor aslında. Sonra bunlar bir kültürel mekan olarak değişiyor. Yine lokanta ve gazino da enteresan kökene sahip iki kelime. İkisi de İtalyanca kökenli. Gazino, müzikli lokanta demek, lokanta da içinde konaklama odaları bulunan aşçı dükkânı demek. Bir de pavyonumuz var, Cumhuriyetin ilk yıllarında pavyon denilen yerler aslında içkili, müzikli eğlence mekânları.

İstanbul Çorbayı Anadolu’dan Öğreniyor

1920’lere kadar Ankara’da bir restoran kültürü yok, aşçı dükkânı kültürü var. Aşçı dükkanları çok az çeşit yemeğin olduğu, daha çok çorba üzerine olan bir nevi esnaf lokantası gibi düşünülebilir. Aslında bu aşçı lokantaları dışarıda çalışan erkek nüfus için var. Seyyar satıcılarda da aslında Ankara mutfağında da çorba karşımıza çıkıyor ki, benim çok hoşuma giden bir şey. Ortak bir yemek kültürü bulmak Anadolu’da biraz zor. Çünkü o dönemlerde gerçekten her coğrafyanın kendine özgü bir mutfak kültürü var ama Anadolu’da ortak başat bir kültür var: Sabahları çorba içmek. Bu aslında Anadolu’ya ait bir şey. İstanbul çorba içmeyi aslen Anadolu’dan biraz öğreniyor ama işkembe çorbası söz konusu olduğu zaman saray ve İstanbul’da dahil oluyor. Ankara’da da çok seviliyor işkembe çorbası, daha doğrusu sakatat çorbaları çok seviliyor. Ve seyyar satıcı olarak da daha çok çorbacıların olduğunu görüyoruz.

1920’li yıllara girdikten sonra da biz Ankara’da İstanbul tarzı yani batılı anlamda iki tane restoranla karşılaşıyoruz. Bunun birincisi “Kemal’in Lokantası”, Anadolu Lokantası olarak da biliniyor. Bu lokanta meclis binasının yanında ve milli mücadele dönemi Ankarasının en lüks lokantası. Tabii ki daha çok siyasiler geliyor buraya, fikir alışverişleri yapıyorlar birbirleriyle. Ama gerçekten döneme göre lüks bir restoran. Bir de “Abdullah Efendi Merkez Lokantası” var. Bu Anadolu Lokantasına göre daha uygun bir yer. Daha çok memur kesim, yani sivil bürokratlar burada yemek yiyorlar.

Taşhan

Ankara Restorancılığının Merkezi Taşhan

1919 ve 1920’lerde karşımıza çıkan Taşhan çok önemli bir merkez. Çünkü aslında ilerleyen zamanlarda Ankara’daki restorancılığın da temeli burada birazcık şekillenecek, filizlenecek.

İçkinin yasak olduğu Kurtuluş Savaşı döneminde Ankara’da meyhanelerin de olduğu biliniyor. Ama daha çok merdiven altı olduğu söyleniyor yahut herkes tarafından çok fazla gidilmeyen meyhaneler bunlar.

1923 yılında Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle aslında Ankara’nın gerçekten makus tarihi değişiyor diyebiliriz. 13 Ekim 1923 Ankara için çok önemli bir tarih çünkü başkent oluyor. Başkent olduktan sonra Ankara’nın o klasik, yoksul Anadolu şehri görüntüsünden bir an önce kurtulması gerekiyor çünkü bir sürü aydın, bürokrat insan Ankara’ya göçe başlıyorlar.

İstanbul-Ankara Çekişmesinin Çıkış Noktası Eğlence Mekanları

İstanbul’da batılı tarzda eğlence mekanları vardı. Mesela hepimizin aslında bildiği Pera Palas gibi oteller, çok güzel lokantalar var ama Ankara’da gerçekten çok az. Ankara’ya gelen İstanbul elitleri bunun farkına varıyor ve aslında bu İstanbul-Ankara çekişmesi bu tarihlerden itibaren başlıyor. İstanbullu aydınlar Ankara’da eğlenilecek bir mekânın veya modern lokantaların olmadığından yakınıyorlar.

Erken Cumhuriyet döneminde batı tarzı lokantalarda önemli olan şey şu: Bu lokantalar aslında sadece karın doyurmalık yerler değiller. Aksine, yemeklerden ziyade buralar birer kültürel mekân, bir sosyalleşme alanı. Burada insanlar adabı muaşeret kurallarını görüyorlar. Avrupalı menüleri görüyor, Fransız mutfağını, Rus mutfağını tadıyorlar. Aslında buralara karın doyurmaktan ziyade gerçekten birer sosyalleşme mekânı olarak bakmak gerekiyor.

Rus Devrimi Ankara Mutfağını Etkiliyor

Ankara’da açılan ilk restoranlarda Osmanlı mutfağının izleri yok. Çünkü bunlar cumhuriyetin Osmanlı kimliğini reddetmesinden dolayı ortaya çıkan yerler yani batılı restoranlar. Aş evi, köfteci gibi yerler ile seyyar satıcıların artık lokantalara doğru geçiş yaptığını görüyoruz. Burada önemli bir detay daha var. Ankara’nın kaderini değiştiren noktalardan bir tanesi 1917 Rus devrimi. Devrim sonrası Rusya’dan Anadolu’ya çok fazla insan göçüyor ve bu göçle beraber başta İstanbul mutfağı olmak üzere Anadolu ve Ankara mutfağı restorancılıkla tanışıyor. Beyaz Ruslar sadece aşçılıkta değil garsonlukta da çok iyiler. Ve artık garson olarak kadınları da görüyoruz.

1923’le 1950 yılları arasında Ankara’nın şehir merkezi Ulus. İlk merkez kayması 1950 yılında oluyor merkez Ulus’tan yeni şehir yani Kızılay’a doğru kayıyor.

Karpiç Lokantası (sağ önde)

Aşçı Lokantası Devrini Kapatan Mekan: Karpiç

Erken dönem Ankara’da restoran ya da lokanta denince akla gelen ilk yer Karpiç. Kendisi bir Rus göçmeni. Önce İstanbul’a göçüyor. 1923-24’de İstanbul’da bir lokantası var “İyi Tat Lokantası”.

Artık Ankara’da bir Cumhuriyet var. Ankara’ya memurlar, bürokratlar, yabancı elçilikler geliyor. Ankara’da insanların ağırlanması ve dolayısıyla mekân ihtiyacı ortaya çıkıyor. Bir devlet projesi mahiyetinde Karpiç İstanbul’dan Ankara’ya transfer ediliyor.

Karpiç, 1924’te geliyor Ankara’ya. İlk olarak Taşhan’ın alt katındaki “Şölen”i açıyor. Sonra Merkez Bankası’nın yanında havuzlu şehir bahçesinin içinde bir restoran daha doğrusu lokanta açıyor. İsmi “Şehir Lokantası” ama hep “Karpiç’in Yeri” olarak anılıyor. Çünkü bu dönemlerde bütün restoranlar sahiplerinin adıyla anılıyor. Bu dönemlerde restoran sahipleri müşterileri kapıdan girdikten çıkana kadar kontrol ediyorlar. Bu müthiş bir ağırlama.

Karpiç, bizim için neden önemli? Karpiç’in açılmasıyla beraber yeni Türkiye’de aşçı lokantası devri kapanıyor. Karpiç bir ekol artık. Karpiç’te yetişen garsonlar, aşçılar, kasada duranlar ilerleyen zamanlarda kendi mekanlarını açıyorlar. Bu inanılmaz bir etkileşim. Ben Karpiç’in gerçekten bir okul olduğunu, dönemin gastronomi eğitimi verdiğini düşünüyorum.

Karpiç Lokantası terası

Batıya Açılan Bir Pencere: Ankara Palas

Karpiç’ten sonra karşımıza “Ankara Palas” çıkıyor. Ankara Palas aslında bir otel fakat içinde bir restoran var. Yeni başkent olan Ankara için insanların güzel yemek yiyeceği, adabı muaşeret kurallarının uygulanacağı yerlere ihtiyaç vardı. Ankara Palas, Ankara’ya yeni gelenlerin modern tarzda, kalabileceği yer ihtiyacı için yapılmıştı. Bizzat Atatürk’ün talimatıyla yapılmış bir misafirhane, otel diyebiliriz. O yıllarda özellikle politik çevreye daha çok tesis ediliyor burası. Milletvekillerini sürekli Ankara Palas’ta görüyoruz.

Buranın bir mutfağı var ve mutfak bizim için önemli. Otelin aşçıbaşı Fransız, o nedenle Fransız yemekleri yapılıyor burada. Fransız olması aslında bizim bu alafranga mutfağı görmemizi daha iyi sağlıyor. Restorandaki servis ekibi de yabancı, Türk yok. Avrupa mutfağına dair bütün yemekleri görebiliyorsunuz. Ankara Palas’ta sadece yemek yenmiyor, müzikli yemekli balolar burada düzenliyor ve Ankara Palas gerçekten bir cazibe merkezi haline geliyor.

Atatürk’ün de deyimiyle Ankara Palas aslında doğudan batıya açılan bir pencere. Çünkü kadınları da artık Ankara Palas’ta görmeye başlıyoruz. Buraya kıyafetler diktirip gelmeye, çatal bıçak kullanımını öğrenmeye başlıyorlar.

1939 yılında ilk olarak tarihi Çiçek Lokantası Hüsamettin Sencer tarafından Zincirli Cami yakınlarında açılıyor. 1949 yılında Ulus meydanına taşınıyor. 1993’te de Necatibey’e taşınıyor. Çiçek lokantası hala devam ediyor zaten nadir kalan restoranlardan biri olduğu için değinmeden geçmek istemedim. Hüsamettin Sencer sonra Tavukçu Lokantası’nı da açıyor.

Restoranlar, kahvehaneler sosyal hayatı da aslında çok etkiliyor gerçekten yepyeni bir Ankara kültürü yaratıyorlar. Dönemin edebiyatçılarının da en çok ziyaret ettiği yerler bunlar.

1926’da karşımıza çıkan bir yer daha var; Anadolu Kulübü. Yine Atatürk’ün emriyle açılan bir mekan. Ankara’da oturan Türk ve yabancı üst düzey kişilerin zaman zaman buluştuğu bir yer burası.

Biz çok büyük değişimleri aslında 1940’lardan sonra görüyoruz. Ankara’nın rotasının Yenişehir’e kaymasıyla beraber restoranlar da bir nevi oraya taşınıyor. Asıl değişim siyasette gerçekleştiği için sosyal hayat da bundan çok ciddi bir şekilde etkileniyor. 50’lerden sonra Ankara’da gerçekten restoranların çok hızlı bir şekilde arttığını, özellikle hızlı yemek kültürünün yerleştiğini görüyoruz ki zaten işte göçler, ticaret, yeni sınıflar, yeni meslekler ortaya çıkıyor.

Ceren Bozkurt kimdir?
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesinde Tarih bölümünden lisans ve Hacettepe Üniversitesinde Tarih bölümünden yüksek lisans eğitimi aldı. “Tarih ve Tarif” isimli internet sitesinin kurucusudur. Yemek tarihi ve yemek kültürü araştırmaları yapıyor.

Editör Dükkan- Kitap&Kahve&Komedi

“Huzurlu bir yer olsun herkes için. Hiç olmadı 6 aya batarız.”

Demografik yapısının değişmesiyle birlikte farklı konsepti olan birçok mekâna ev sahipliği yapmaya başlayan Ayrancı, Kızılay ve Tunalı’ya yakınlığı dolayısıyla semt dışından da birçok insanın uğrak noktası oldu. Editör Dükkan da bu yeni mekânlardan biri. 

Editör Dükkan, 2023 yılının başında açıldı. Dükkanın sahipleri Emre Aydın ve Tolga uzun yıllardan beri arkadaş. Emre, yazarlık, senaristlik gibi birçok işin yanında “Birinci Tekil Şahıs” isimli Podcast’in de yapımcısı. Bir gece, kedisi oyuncakla oynarken benim oyuncağım yok deyip başlamış Emre Podcaste. Sonra Granma’da stand-up gösterileri yapmaya başlamış. Şimdi ise Haymatlos ve Route’da gösteriler yapıyor. Hatta 21 ve 30 Eylül tarihlerinde Haymatlos’ta sahnesi var. Kadıköy’de yaşarken internet üzerinden kitap satışı yapmak için Editör Kitap’ı kurmuş ve hala aktif. Tolga ise tasarımcı, hikâye yaratıcısı yani on parmağında on marifet. Dükkanın her yerinde emeği var. Özellikle de tatlılarda. 

“Batmadık biz”

30 Temmuz 2023’te “Batmadık Partisi” düzenlediler, biz Editör Dükkan’ı bu partiyle tanıdık. Dükkan’ı açarken “Huzurlu bir yer olsun herkes için. Hiç olmadı 6 aya batarız” demişler. 6 aya batmayınca da bu partiyi düzenlemişler. O gün dükkana 1000 kişi girmiş çıkmış. Garaj satış yapılmış, el yapımı ürünler için stant açılmış. Stantlar dükkana değil el yapımı üretim yapan birçok kişiye ait, dayanışma için stant ücretleri bile alınmamış ve bir stant hariç tüm stantlar satış yapmış. 

Editör Dükkan’ın dayanışmaya verdiği önem bununla sınırlı değil. Dükkan’ın açılışı deprem dönemine denk geliyor aslında ve depremde Dükkan’ı açmayıp dayanışma alanı haline getirmişler. Kendilerine gelen malzemeleri bizzat deprem bölgesine ulaştırmak için Hatay’a ve Kahramanmaraş’a gitmişler. Batmadık Partisi’nde ise Dükkan’da fazlaca kitap satılmış zaten Dükkan’da kitap satılmayan gün yok. Saat 16.00-22.30 arasında devam eden partide canlı müzik ve stand-up da yapılmış. 

Kahveci ve komedi kulübü

Editör Dükkan kitapçı, kahveci ve komedi kulübü olarak tanıtıyor kendini. Misafirleri buradan bahsederken editördeyim ya da dükkandayım diyor. Burada öncelikle keyif ve huzur sunmak amaçlanıyor. İnsanlar burada sosyalleşme imkânı da buluyor, başka insanlarla tanışabiliyorlar. Kahve, tatlı ve kitap satan dükkanda alışveriş yapmak zorunlu değil. İnsani tüm ihtiyaçlar (arıtmadan içme suyu, tuvalette kadın pedi vb) ücretsiz karşılanıyor. 

Alaçam Sokak’ta yer alan Editör Dükkan’ın Ayrancı’da açılmasının özel bir sebebi yok, Tolga’nın Ayrancı’da Mana diye kıyafet ve kahve satan dükkanının yerine açılmış. Ancak zamanla Ayrancı ile özel bir bağ kurmuşlar. Her yaştan insanın dükkanı ziyaret ettiğini söylüyor Emre. Özellikle Ayrancının teyze ve amcalarının ziyaretinden çok memnunlar. Sıkça sorulan sorular ise burası kafe mi, kitaplar satılık mı şeklinde. Dükkanın misafirleri devamlı gelen kişiler. Sosyal medyadan ya da çevresinden duyan kişiler dükkanı ziyaret ettikten sonra yine geliyorlar. 

Amy Winehouse’dan esinlenen özel tatlı Rehab

Dükkanda kahve ve tatlı satışı yapılıyor. Espresso bazlı tüm kahveler mevcut. Kahveleri; Emre, Tolga, Selin ve Ubeyd yapıyor. Ancak tatlıların reçeteleri Tolga’ya ait. Dükkanın özel tatlısı Rehab. Amy Winehouse şarkısından geliyor. Reçetesi tamamen özgün olan bu tatlıda mevsim meyveleri kullanılıyor. Aynı zamanda glutensiz ve rafine şekersiz browni ve tuzlu kek satışı da var. Dükkanda satılan kitapların büyük çoğunluğu ise Emre’ye ait. Diğer kitaplar ise satın alma ve bağış yoluyla ediniliyor. 

Dükkan hafta içi sabah 07.30’dan akşam 23.00’a kadar açık. Hafta sonu ise sabah 09.00’da açılıyor. Sabah işe gidenler için kahve ve atıştırmalık satışı mevcut. Emre ve Tolga herkesi Dükkan’ı görmeye, kahve içmeye, kitaplara bakmaya davet ediyor. Dükkan’ın üstünü kapattıktan sonra ise stand-up gösterilerine başlayacaklarını ve Ayrancı sakinleriyle birlikte bu gösterinin çok keyifli olacağını da duyuruyorlar.

EDİTÖR DÜKKAN Kitap&Kahve&Komedi

Alaçam Sk 17/B Ayrancı
İletişim: 0546.646 67 20
Twitter: @editordukkan

Veganın Ayrancı rehberi

Bir hayvansever olarak Ayrancı’ya taşınmamın başlıca sebeplerinden biriydi ‘gezen kedi’ dostlarımın güvenle dışarı çıkabileceği bir semtte yaşamak. Nitekim 2017’den beri de bu arzumu güzelim Meneviş Sokağı’nda yaşayarak gerçekleştirmeye devam ediyorum. Aynı zamanda bir veganım ve  bu yazıda Ayrancı’da vegan yaşama dair siz sevgili Ayrancılılar’a küçük bir rehber hazırladım.

Yolculuğumuza başlamadan önce, son dönemlerde özellikle aşina olunmasına rağmen vegan olmanın aslında ne olduğuna dair çok fazla yanlış bilgi olması nedeniyle, genel hatlarıyla doğru bir tanım yapmaya gayret edeceğim.

Veganlık, hayvanların meta statüsünün reddine dayalı bir politik felsefesi olan ve ekolojik açıdan sürdürülebilir bir yaşam biçimini destekleyen aktivist bir harekettir. Ancak maalesef ki, özellikle  akademisyenler arasında veganlığın politik, kolektif ve sosyal hareket yönlerine çok az odaklanılıyor. Veganlığın daha geniş boyutlarını ideolojik ve kolektif düzeyde anlamak, çevresel olarak sürdürülebilir bir yaşam tarzını anlamamız ve uygulamamız açısından büyük önem taşıyor.

Bu şerhi koyduktan sonra gelelim Veganın Ayrancı ve Civarı Rehberi’ne…

Özellikle yoğun çalışan insanlar, mecburen dışarıdan yemek söyleyerek karnını doyurabilecek zamanı bulabiliyor ve böyle olduğunda vegan seçenekli restoranlar, mekanlar bulmak da hayli zorlaşıyor. Aslında vegan etiketli olmasa da hali hazırda vegan olan pek çok yemek seçeneği mevcut. Elbette öncesinde restoranla küçük bir teyit görüşmesi yapmayı ihmal etmiyoruz. Hatta şöyle bir not da düşeyim, vegan olduğunuzu öğrenen Ayrancı esnafı, her zamanki nezaketiyle siparişlerinize minik ikramlar eklemeyi de hiç ihmal etmezler (ekstra salata, ekmek vb.).

Cafe Creme Bistro

Cafe Creme Bistro & Pub

Güvenevler Mh., Yeşilyurt Sk. 32/C

Hem retro tarzı ile hem de işletmecilerinin güler yüzü ve eşsiz hizmeti ile gönlümün bir numarası Cafe Creme… 

Genellikle menülerinden eksin olmayan inanılmaz leziz zeytinyağlıları, vegan seçenekli makarnaları ve muhteşem müzikleriyle, veganların gönül rahatlığıyla tercih edebilecekleri şahane bir mekan olduğunu söylemeliyim.


Kuzgun Ev Yemekleri

Güvenevler Mh., Kuzgun Cd. 52/B

Kuzgun’un Yeşilyurt kesişiminde sayılan bulunan bu tatlı restoranın neredeyse her gün menüsünde Mercimek Çorbası bulunuyor ve içeriği tamamen vegan. Üstelik çok da lezzetli… Restoranın her daim taze salatası ve günlük değişen zeytinyağlı seçenekleri de çoğunlukla bulunuyor.


Orenda Coffee

Güvenevler Mh., Güvenlik Cd. 93/A,

Günden güne artan yeni nesil kahveciler arasında bitkisel sütlerle hazırlanmış çok çeşitli kahve seçenekleri sunan, zaman zaman hayvan hakları yararına etkinliklerle de karşılaşabileceğiniz, elbette güler yüzlü ve kaliteli hizmetiyle içimizi ısıtan minnoş mekan.


Cafe La Luna

Güvenevler Mh., Güvenlik Cd. 121/K

Sakin konumu ve etkileyici dizaynıyla Cafe La Luna… Özellikle “vegan kahvaltı” arayışında olanlar için zengin içeriği ve diğer seçenekleri ile epeyce tatmin edici.


Junk Vegan

Remzi Oğuz Arık Mh., Tunus Cd. 49

Junk Vegan, vegan fast food konusunda en iyilerden desem abartmış olmam. Vegan yemekler konusunda alışılmışın dışında olan menülerini oldukça çeşitli tutan mekan denenmeye kesinlikle değer!


Terra Kafe & Mutfak

Kavaklıdere Mh., Beykoz Sk. 7/A

Vegansınız ve canınız iskender çekti (ki bu çok normal), o halde gitmeniz gereken adres Terra Kafe & Mutfak! Veganların buradaki bir diğer favorisi ise Vegan Kokoreç. Bu leziz seçeneklerinin yanı sıra çok da sevimli bir mekan Terra Kafe & Mutfak.


Fresh Healthy Garden

Barbaros Mh., Esat Cd. 112/A

Fresh Healthy Garden A’dan Z’ye bayılacağınız bir mutfağa sahip. Sunduğu vegan ana yemek seçeneklerinin yanı sıra vegan tatlı ve tuzlu atıştırmalıkları da muazzam.


Kaktüs Smoothies & More

Barbaros Mh., Bülten Sk. 28/B

Renkli mekanları ile Bülten’in en sevimlilerinden olan Kaktüs Smoothies & More, menülerindeki seçenekleri vegan olarak özelleştirebilme şansı sunuyor.


iNput Healthy Foods

Çankaya Mh., Üsküp Cd. 39/B

Farklı ve şık sunumu ile iNput Healthy Foods, Çankaya’da vegan ya da vejetaryen beslenenlerin gözbebeklerinden. Bununla birlikte ürünlerinde glutensiz ve rafine şekersiz seçenekler de mevcut.


Luna Cafe

Kavaklıdere Mh., John F. Kennedy Cd. 31/B

Kennedy Caddesi’nin minik ve sempatik mekanı Luna Cafe, sıcak atmosferi ve vegan tatlılarıyla, kahve ve çay keyfinizi katlamaya aday.


Just Food

Remzi Oğuz Arık Mh., Tunus Cd. 61

Sağlıklı yaşamı mümkün kılmak adına market konsepti de sunan Just Food, sağlıklı atıştırmalıkların yanı sıra vegan menüleri de olan, tekrar tekrar tercih etmek isteyebileceğiniz bir adres.

Zeytuni: Ayrancının en kral kahvaltıcısı

Aşağı Ayrancının en kral kahvaltısını sunan Zeytuni’nin sahibi Veli Akar’a mahalleli “Veli Baba” diyor. Erken saatlerde Güvenlik caddesindeki dükkanını açan, akşam dokuza kadar kapısını açık tutan Zeytuni’de her saat kahvaltı bulabilirsiniz. Mekandaki bütün ürünler ege bölgesinin yöresel lezzetleri. Yolunuzu bir ara mutlaka buradan geçirip, veli baba’nın ikram ettiği çayı içmenizi öneririz.  

Aslen Manisalıyım. 1976’dan beri Ankaradayım. Ege Üniversitesi Ekonomi bölümünü bitirdim, 1976’da Sanayi Bakanlığına işe girdim. Tatillerde, bayramlarda memlekete trenle gelip giderdim. Eşimle bu seyahatlerde tanıştım. O da Manisalıydı, Gazi Eczacılıkta okuyordu. Orada tanıştık, 1983’de evlendik. 27 yıl evli kaldık. İki oğlum var, biri mimar diğeri reklamcı. Aynı yılın sonuna doğru Kızılay’da eczane açtık. Ben de 1988’de Sanayi Bakanlığından istifa edip eczanede eşimle birlikte çalışmaya başladım. 1993’de ecza deposu, 2006’da diyaliz merkezi açtık. 2009’da bakanlık paralarımızı ödemeyince 2010’da battık.

Zeytuni’nin sahibi Veli Akar

Babamın desteğiyle kahvaltıcı oldum

O zor durumda babam destek oldu. Memleketten zeytin, peynir gönderelim orada sat diye önerisi oldu. Ben dükkan için yer bakmaya başladım. Güvenlik caddesi üzerindeki bu yeri oğlumla gazete ilanından bulduk. Kuruyemişçiydi burası, beğendik ve Mayıs 2010’da devraldık. 

Ege bölgesinden yöresel ürünler getirerek burada satmaya başladık. Manisa’dan zeytin, zeytinyağı, peynir derken Çanakkale’den Ezine peyniri, Balıkesir Savaştepe’den sepet peyniri, Sivas’tan bal, Antakya’dan süt, zeytin, Ayvalık’tan zeytin, zeytinyağı getirmeye başladık. Sonra patlıcan reçeli, ceviz reçeli derken ürünlerimiz beğenilmeye başladı. 

2015 yılından beri kahvaltı vermeye başladık. Marmelatı, kızılcık reçelini, vişne reçelini kendimiz yapıyoruz. Turşu kuruyoruz, sirke yapıyoruz. Koyun ve manda yoğurdumuz var.

Kahvaltıda menemen, 20’den fazla çeşit, sınırsız çay

Sabah 7.00’de açıyoruz dükkanı, akşam 21.00’e kadar açığız. Yedi buçuktan sonra kahvaltı başlıyor. 20’den fazla çeşidin olduğu serpme köy kahvaltısı veriyoruz. Menemen, sucuklu ya da kavurmalı yumurta’dan bir tanesini seçiyorsunuz, sigara böreği ve pişi veriyoruz. Çay sınırsız, ceviz ve kahve ikramımız. Başka yerlerdeki gibi iki çaydan sonrasına para alalım diye bakmıyoruz. Kahvaltımız şu anda 140 TL. Her Çarşamba, Cumartesi Manisa-Kula’dan getirttiğimiz köy ekmeğimiz var, kızartarak kahvaltıya veriyoruz. Kahvaltıya verdiğimiz tüm yöresel ürünleri aynı zamanda markette de satıyoruz. 

Akşam kapanana kadar her saat kahvaltımız var. Kahvaltı dışında kelle paça çorbamız, mıhlama, mantı ve ev köftemiz var.

Çayımız güzeldir. 7-8 çeşit çayın karışımından harman yaptığımız çayımız var. Yıllardır aynı harmanı yapıp demliyoruz.

Müşterilerim mahalle dışından

Ayrancı’da kahvaltıyı seviyorlar, bizim kahvaltımız da meşhurdur. İnternete “Ankara, kahvaltı mekanı” yazarsanız ikinci ya da üçüncü sırada çıkarız.

Müşterilerimiz çoğunlukla gençler, üniversite öğrencileri ve Ankara’ya misafir gelenler. Gelenler çoğunlukla tavsiye üzerine geliyor veya bizi internetten buluyor. 

Benimle birlikte 3 kadın arkadaşımız çalışıyor mutfakta. Sadece hafta sonu çalışan dört öğrenci arkadaşımız var, onlarla birlikte sekiz kişi oluyoruz. İşlerimiz iyi ama giderler çok arttı, hayat çok pahalı artık.

Mahalleli de “Veli baba” der, severler beni. Ben de Ayrancıyı çok seviyorum. Kendimi küçük bir sahil kasabasında gibi görüyorum burada. 


ZEYTUNİ

EGE YÖRESEL ÜRÜNLER

Güvenlik Caddesi No:89/B
(Güvenlik Caddesi PTT karşısı)
A.Ayrancı / Ankara
(0312) 428 02 22