Orman Mühendisi Ahmet Demirtaş kentsel dönüşüm ile semtimizdeki bahçeleri gittikçe yitirmemize yönelik neler yapabileceğimizi sorumluluğu kimlerin bölüştüğünü sorduğumuzda bize net bir yanıt veriyor:
“Belediyeler ihale kurumları değildir. Bu konuları takip etmeli gerek bahçelerdeki gerek kaldırımlardaki ağaçlarla alakalı düzenleme belediyelerce yapılmalıdır. Apartman bahçelerindeki ağaçların büyütülmesi, korunması konuları apartman maliklerinin kararı. Belli bir boya, yaşa ulaşan ağaçlar, bina kentsel dönüşüme girince aslında imar iznini veren belediye binayı ve bahçesini görmeli, izni oturduğu yerden değil gidip yerinde görerek, tespit yaparak vermeli. Kaldırımlarda yer alan ağaçlar ise müteahhitlerin en büyük düşmanı. Belediye bu konuda ne yapıyor?”
Demirtaş, belediyelerin imar planlarını yaparken, yeni inşaat veya kentsel dönüşümle yenilenecek yapılar için onay sürecinde bahçelerimizdeki ağaçları koruyabileceğini, bununla alakalı bir mevzuat oluşturulabileceğini belirtiyor.
Ayrancı’nın Ağaçları Çalıştayına Davet
Biz de Ayrancı mahalle bostanı ekibi olarak şimdi yeni bir adım atıyoruz: Semtimizdeki ağaçları seviyoruz ve onlara sahip çıkıyoruz. Bizim 80 yıllık erik ağacımızı öldürüp yerine yenisinin dikilmesini istemiyoruz. Bu konuda geniş kapsamlı bir çalıştay planlıyor ve siz değerli komşularımızı da bu çalışmaya katılmaya davet ediyoruz.
Kent içindeki ağaçlarla neden Orman Bakanlığı ilgileniyor, belediye varken? Belediye varken kent ile ilgili sorunlara neden müdahil olunmaktadır? Neredeyse bin yıldır belediye denen bir kurum var. Bahçede kesilecek tek bir ağaca kadar sorumluluğu merkezi yönetim yapacaksa ne anlamı var belediyelerin?
Kent içindeki ağaçlarla neden Orman Bakanlığı ilgileniyor?
Aslında bir kentle ilgili herkes sözünü söyleyebilir ama bu kentin kendi toplumu ile ilgili bir durum söz konusu. Kentlilerin oluşturduğu çeşitli örgütlülükler, yapıların söz hakkı olmalı.
Bizde ise devlet kavramı ülkedeki her şeye egemen olan her şeyin üzerindeki bir gücü elinde toplamış bir olgu halinde. Bunun yanında bir de yerel yönetim var. Yerel yönetim devletin küçük bir replikası gibi olabilir ama buna rağmen hiç olmazsa oradaki yerel toplumun kendisinin verdiği bir karar neticesinde oluşmuş olabilir. Olması gereken merkezi yönetimin güçlerini yerel yönetime devretmesidir yoksa ikinci bir merkezi yönetimi icat etmenin bir anlamı yok. Sonuç olarak mahallede bir ağacın kesilmesine merkezi yönetim değil yerel dinamikler karar vermeli.
Kentsel dönüşümün en büyük sorunu da yine merkezi yönetimin denetiminde geçen bir süreç dahilinde gerçekleşmesidir. Gerçi yerel yönetimlere de bir pay bırakılıyor ama bu sınırlı ve değiştirme yetkisi hiç yok.
Merkezi yönetim yasalar üzerinden kentin konut dokusuna çok güçlü bir şekilde müdahale etmekte. Kentsel dönüşümle ilgili tüm yasalar, tanımlar, kurallar merkezi yönetimin müdahalesine çok açık biçimde yapılıyor. Yerelin kendi özeliyle ilgili karar verme haklarının göz ardı edilmesi önemli bir sorun. Diğer bir sorun da yerel yönetimin kentsel dönüşümle aldığı kararlar kısmında ortaya çıkıyor. Dönüşüm üzerine temel gerekçelendirme şöyle; yoğunluğu artırabilmek. Gerekçe olarak da bu evlerin güvenli olmadığını söylenerek yıkılmasına ve yeni yapılaşmada kat artışına zemin hazırlanıyor. Kentsel dönüşüm mutlaka konut yoğunluğunu artırmak için kullanılıyor. Temel sebebi ise o alandan daha yüksek bir rant elde edebilmek. Lakin öte yandan dönüşüme uğrayan yoksul mahalleler tamamen değişiyor, insanlar bölgeden uzak yerlere sürülüyor. Açık bir şekilde cezalandırılıyor. Kentin kamusal olarak sağladığı yararlardan yoksun kalıyor.
Ayrancı konusuna gelirsek bu mahalle kendi kentsel ekolojik gelişmesini sağlamış. Yani bu tanımı sadece insan topluluğunun doğa ile kurduğu ilişkilerle sınırlamıyorum. Bunu ötesinde de ekonomik, sosyal, psikolojik dengeleri de gözeterek kurduğu bir yaşamdan söz ediyorum. Kentsel ekolojiyi, tüm canlı-cansız varlıkların kendi içindeki dengeleri ve bu dengelerin değişmesini inceleyen bir alan olarak tanımlıyorum. Bu bağlamda Ayrancının kurmuş olduğu ekolojik denge söz konusu. Yani bu bölgede evlerin ön ve arka bahçeleriyle, parklarla, toprakla, komşuluk ilişkileriyle, çocuk alanlarıyla, okulla, esnafla birlikte kendi içlerinde oluşturmuş oldukları birbiriyle ilintili küçük küçük ama çok duyarlı dengeleri ve zaman içindeki evrimiyle var olan kendine has bir dokusu var. Bu hassas dengelere dışarıdan müdahale ise tüm dengeleri, birbirleriyle örüntülü bu dokuyu bozmak anlamına gelir.
Ayrancı kendi dengeleriyle kendisine bir kimlik bulmuş özgün bir yaşam tarzı gerçekleştirmiş, kent içindeki diğer mahallelere göre öz kimlik oluşturabilmiş bir yer. Bu çok değerli bir şey yani öyle hemen olmuyor bu işler, yıllar içinde pek çok dengenin uyumlu biçimde gelişmesine bağlı. Kimsenin haydi diyince yapacağı bir durum değil, pek çok ögenin bir araya gelmesiyle ve bir süreç içinde olan toplumsal bir hikaye bu. Bu nedenle bu özel dokuyu korumamız çok önemli.
Genel olarak baktığımızda kentlerde bir şekilde kendini koruyabilmiş bölgeler, kentin diğer tarafındaki olumsuz, başarısız bölgelere göre kendiliğinden değer kazanıyor. Bu kazanılan değeri hemen paraya çevirmek tehlikesi çıkıyor bir yandan da. Hemen ranta dönüştürmek isteyenler ortaya çıktığında ise bu hassas oluşuma dışarıdan böylesi hoyrat bir yaklaşım, bir tür darbe, bozucu bir faktör girmeye başlıyor.
Ayrancı gerçekten pek çok bölgeye göre hoş bir yer. O kadar betonlaşmamış, doğayla ve diğer kurulan dengeleriyle kısmen korunabilen özel bir bölge. Bahçelerin otoparklara çevrilmemiş olması, yol boyu ağaçların iyi kötü varlığını sürdürmesi, mahalle okulunun, çocuk alanlarının ve diğer unsurların hala varlığını koruyor olması, bazıları yükselmeye başladı ama genelde apartmanların ideal katlarını korumaları ayni kısaca hem sokakta hem mekanların kullanılmasında hem ilişkilerin geliştirilmesinde elverişli durumunu koruyor olabilmesinde bütün bunların bir payı var. Bu yapıyı korunduğu müddetçe kent içinde kazandığı değere karşı az önce bahsettiğim bu rant saldırısına da açık hedef haline gelmeye başlıyor maalesef. Asıl önemli olan bu özellikli mahalleyi yaşatmanın mümkün olduğunu tüm Ankara’ya anlatmamızdan geçiyor. Mahallelerin korunabilir, yaşanabilir, özgün kimliğini bozmadan veya şiddetle dışarıdan gelen müdahalelere açık bırakmadan yaşamını sürdürebilmesinin mümkün olabileceğini göstermemiz gerekiyor.
Ankara’nın kuzey bölgesindeki Etlik, Keçiören taraflarına baktığımızda çok üzücü şeyler görüyoruz. Bu saldırıya direnilmediği ortada. Üç katlı, bahçe içinde, ağaçlı sokaklarıyla, çocuk parklarıyla iyi kötü kendi atmosferiyle var olan mahallenin olumsuz değişimine karşı durulmamış, üç yerine on kata çıkan apartmanlarıyla rant hırsına ve aç gözlülüğün pençesine düşmüş.
Bu üzücü örneklerin tüm kente yayılmasını önlemek ve erdemli biçimde mahallesine sahip çıkabilmiş bölgelerin yaşamlarını devam etmeleri mümkün.
Toprak rantı ve bundan yararlanmak isteyen kesimlerin bu düzen içinde karşı konulmaz olduğu fikrine inatla direnmek pekala mümkün.
Spekülatif rant hırsı, kent yaşamı ve dokusu üzerinde tek belirleyici olmaya devam etmeli mi yoksa kentlerimizi daha yaşanabilir kentler halinde tutabilmeyi istiyor muyuz?
Kapitalist düzen içinde yaşadığı halde kendi özgün kimliklerini korumayı başarabilen pek çok kent var dünyada. Birçok Avrupa kenti böyle, Amerika’da ve bazı Asya kentleri de böyle.
Kendi küçük yerelinin kimliğini korumak için çaba gösteren küçük toplulukların kentlerini daha yaşanabilir hale getirdiğine dair örnekler olduğunuz biliyoruz.
Bütün bunlara dayanarak söyleyebilirim ki kapitalist düzen içinde olsak bile kentin özgün kimliğini koruyabilmek için birbirimizle konuşmak, tartışmak, birbirimizi daha iyi anlayan bir dil geliştirmek zorundayız. Tüm bu çalışmaların bir toplumsal hafıza yaratacağına ve daha iyi kentlilik hali yaratacağına dair umudum var.
Ankaralıların kendi küçük çevrelerine sahip çıkmakla başlayarak tüm kenti koruyabileceğimiz fikrini diri tutmalıyız.
Başka bir kent mümkün düşüncesini gerçekleştirebilecek olan o kentin kendi toplumudur.
Herşey kendi kapısının önüne sahip çıkmakla başlayarak daha çok şey yapabileceğini keşfetmekle, sonrasında bunu gerçekleştirmekle, gücü yetmiyorsa komşusuyla, mahalleliyle dayanışmak için fırsatlar yaratmasıyla başlıyor.
Bunların hepsini çok barışçıl, insancıl, birlikte yaşanabilir bir kent yaratmak için yapabileceğimiz işler olarak görmemiz lazım.
“Bütün sorumluluk neden benim üstüme düşüyor, devlet yok mu, belediye yok mu?” şeklinde bakmak yerine “evet bu kurumlar var ama ben de varım ve bu mahalleyi en iyi ben bilirim çünkü bu sokakta ben yaşıyorum, bu okulda ben okuyorum, parkta benim çocuğum oynuyor. Dolayısıyla bu alan üzerindeki bilgilerim daha içeriden ve daha çok boyutlu. Bu nedenle benim de söz hakkım var” demeye başlayınca kentlerimiz daha yaşanabilir kentler olma yoluna girmiş olacak.
Yerel yönetimler ne için var? Esasında yerel topluluğun kendi kendisini örgütleyebilmesine uygun zemini sağlamak için var. Kolaylaştırıcı olması gerekiyor.
Belediyeler günümüzde şöyle düşünüyorlar, “Bir sorun var ve ben o sorunu gidereceğim. Bu benim işim. Bu işi gerçekleştirmek için de ihtiyacım olan parayı devletten talep ediyorum. Parayı vermezse ben de bu işi yapamam.” Belediyenin şematik bakış açısı böyle.
Oysa belediyeler “Ben bir yerel yönetimim ve asıl gücümü alacağım yer politik ve ekonomik anlamda yerel toplumun kendisi. Bu nedenle yerel toplulukla bunu konuşmalıyım, kendi güçlerimiz oranında neler yapabileceğimizi ortaya çıkartalım. En iyisini dayanışarak, yerel dinamikleri öne çıkararak birlikte yapabilmek için belediyenin olanaklarını sunayım, yerel toplumla kolektif biçimde işimize bakalım.” şeklinde uygulama yapması lazım.
Şu anda yapılanı ise kendi yerelini tamamen dışlayarak kendisini ön plana çıkartmak, gücü yetmediği durumda merkezi yönetimden destek almak olarak tanımlayabiliriz
Dün akşam (gece), evimizin ön camına sıfır mesafede olan büyük Japon Sofora ağacına (kendisi, akasya ile türdeş bir ağaçtır, Ankara’da neredeyse her sokağımızda vardır) takıldı gözüm. Kumruların seviştiği, saksağanların bık bıkladığı, güvercinlerin ve güzel yeşil cennet papağanların ara ara uğradığı, hele de o güzel ötücü çıvgın’ın bazen gelip bize müthiş sesini dinlettiği ağacımızda birkaç zamandır, akşam “hep aynı saksağan mı yatmaya gelen?” diye kendi kendime sorduğum kuş uyuyordu. Evet uyuyordu. Ve gece boyu sabaha kadar iki dalın birleştiği boğumda, tüylerini kabarta kabarta uyudu. Ben de mutlu bir yüz ve gözle izledim 2-3 saat uyuyuşun bize anlattığını.
Üzerinde yaşadığımız küreye ağır geliyoruz; 8 milyara yaklaşan insan nüfusumuz, çıkardığımız gazlar, kokular ve endüstrinin yok ettikleri ile. Üzerinde yaşadığımız toprakları da (Anadolu) hoyratça, bir çekirge (affedin beni çekirgeler) sürüsü edasıyla yiyoruz. Kentleri mi? Onu da betona, asfalta ve egzoza boğarak ilerliyoruz.
Maden, HES, nükleer santral, beton kanal, tarihi bölgelerin faşizan dönüşüm projeleri, yol ve doğal alanların imara açılması ile coğrafyamızı sayın sistem yok etti/ediyor… Göç, nüfus artışı, mülkiyet ve yeni/gıcır gıcır ev hastalığımız, belediye (ve imar kurallarıyla bakanlıklar) ile müteahhitler beşlisiyle de şehirlerimizi ve semtlerimizi bitiriyoruz.
Ve izliyoruz, sadece izliyor ve “bana kaç m2 düşecek yeni binada, ohhh yeni miss gibi evim olacak” hesabı yaparken; yitirdiğimiz ağacı, bahçeyi, komşuluğu, artık duyamayacağımız kuş sesini unutup… Yaşamın anlamını hızla yitirişimizi kaçırıyor, görmüyoruz. Konuşanlarımız, söylenenlerimiz de genelde geçmiş zaman romantizmi ile anıyor yaşadığı yerleri ama o sırada yenilenmiş bir binada oturuyor!
Uygulansa da uygulanmasa da istediklerimiz ve olması gereken yeni düşünceler, yaşadığımız semtten bakmaya başlayarak düşünceler geliştirmek zorundayız artık. Yokolan arka bahçelerden, arabaya boğulmuş sokaklardan, kuşların ve memelilerin terk ettiği mahallelerimizden bakarak, birkaç model önerisi geliştirmek zorundayız. Ve ütopyamız olarak kalmaması için de peşini takip ederek kamuoyu yaratma çabasında olmalıyız.
Bir karar versek ve buradan deklare etsek (keşke); “Ayrancı’yı kamulaştırıyoruz. Her mahalleye bir yaya sokağı, her caddeye (3-4 binayı satın alıp yıkacak kadar dev şirketler haline gelmedi mi belediyeler, oldu.) bir park ilk hedefimiz. İkinci hedefimiz ise, semtlerimizin parsel ölçeğinde dönüşümünde, eski yapı büyüklüğünü (oturumunu) %75’e indirgiyor bahçeleri %25 arttırıyoruz.” desek.
Kıssanın gerçeğine de dönersek, tek yapı ölçeğinde kentsel dönüşümde imar kurallarının, otopark yönetmeliğinin acilen yeniden tasarlanması bir gereklilik. Hatta ada (4 sokağın/yolun içine aldığı bütün alan) bazında planlamalar şart gibi.
Arabanın üstüne reçine damladı diye hoyratça kesilen çam ağacımız
Biraz açarsak; yan bahçeler ve arka bahçenin, otopark yönetmeliğinin gerektirdiği apartmanda daire başına araç yeri ve imar yönetmeliğinde “bodrumda ön cephe hariç iki yan ve arka cephe arsa sınırına kadar kullanılabilir” kuralı ile ağaçlar kesiliyor, ağaçsız, bahçesiz semtlere/kentlere doğru koşar adım gidiyoruz.
Çözebiliriz;
1) Ada parselinde planlamalar yaparak; semti, yaşayışı, ulaşımı, bahçeleri de önceleyerek planlama yaparız.
2) Tek yapı ölçeğinde kentsel yıkımı bitirip/durdurup, (betonarme) ömrü biten yapılarda iki yapı (apartman) birleştirilerek, yani dönüşümü doğru tanımlayarak ilerleyebiliriz. Bu müteahhide, 2 yapının arasındaki birleşen 2 yan bahçede yapılaşma hakkı (6 x 20 metre) verir ama karşılığında bodrum katında, arka bahçeyi, toprak altında arsa sınırına kadar kullanım hakkını geri alır ve en azından kalan 2 yan bahçe ve arka bahçeyi aynen koruyabiliriz.
Sistem bu konuda sıkışmaya başladı ve bir çözüm aramak zorunda kalacak. Bizlerin baskı ve kampanyaları ile rant odaklı değil, kentte mutlu yaşama odaklı planlamaya izin vermeleri ile çok kısa sürede yol almak mümkün.
Kent yaşamında ağacın ve yeşil dokunun önemi daha fazla anlaşılmış durumda. Başkent Ankara halkının ağaç konusundaki bilinci ve birikimi Cumhuriyetin kuruluş yıllarına dayanır. Başkent’in kuruluş yıllarındaki yoğun yapılaşma ile birlikte ortaya çıkan sıcak, toz ve rüzgar halkın yaşamını olumsuz etkilemiştir. Yaşanan bu olumsuzluğun ağaçlandırma ile giderilebileceği anlaşılarak uygulamaya konulmuştur. Kent içindeki yolların, park ve bahçelerin ağaçlandırılmasıyla ortamın iyileştiğini, yaşamın güzelleştiğini anlayan halk, bu konuyu benimsemiş ve bilincine işlemiştir. Artık bahçesini sokağını kendi diktiği fidanlarla donatmaya başlamıştır. Günümüzde Ankara’nın yeşili öteki illerden fazla ve farklıdır.
Park, bahçe ve sokaklara dikilen fidanların, tür ve yer seçiminde kimi yanlışlıkların yapıldığını da belirtmeliyiz. İğne yapraklı/geniş yapraklı ağaç ağaççık türlerinden hangisinin/hangilerinin Ankara’nın iklim ve toprak koşullarına uygun olduğu, fidanlar arasındaki uzaklığın ne kadar olması gerektiği konusunda yeterince özen gösterilmemiştir. Bu söylenenler belediyeler için de geçerlidir. Fidanı dikip büyütmek, ağaç olmasını sağlamak kadar bunların bakımını yapıp korumak da önemli ve gereklidir. Kentimizin yollarında parklarında gezerken dikkatli gözlerle ağaçlara bakacak olursak; gelişigüzel budananların, üzerlerine çeşitli nesneler asılanların, yaralı ve çürüklerin, kurumuş dalları olanların, döşeme taşlarına sıkışanların vb. bulunduğuna rastlarız. Bunlar ağaçların bakımının yapılmadığını, budamanın zamanında ve tekniğine uygun olarak gerçekleştirilmediğini gösteren sonuçlardır. Aslına bakacak olunursa; park ve yollardaki ağaç varlığının bilinmediğini, ağaç envanteri ya da ağaç rölöve planının hazırlanmamış olduğunu göstermektedir. Park, bahçe, sokak, cadde ve bulvarların ağaç envanterinin yapılmasına bir an önce başlanması gerekir.
Kentimizde ve semtimizde sıklıkla karşılaştığımız ağaç budama ve kesme işlerinin yapımına ilişkin olarak kısa açıklamalarda bulunalım.
1. Apartman bahçelerindeki ağaçların kesilmesi ve budanması
Apartmanda karar alınmadan ve Orman İşletme Müdürlüğü’den izin işlemleri tamamlanmadan ağaç kesenlerin suç işlemiş olduğu bilinmelidir.
Ahmet Demirtaş
1.1- Apartman bahçelerindeki ağaçların kesilmesi
Apartman bahçesinde bulunan ağaç o apartmanın ortak varlığıdır. Apartmanın, kapısı, çatısı nasıl ortak varlığı ise ağaç da ortak ve canlı varlığıdır. (Bana göre ise: belirli bir yaş, büyüklüğe ulaşmış bir ağaç o mahallenin, semtin önemli bir ögesi olmuştur.) Ağacın kesilebilmesi için apartmanda kat malikleri toplantısı (Genel Kurul) kararı alınması ve yöneticiye yetki verilmesi gerekir. Tabi ağacın kesilmesi kararına haklı gerekçenin belirtilmesi beklenir. Kesilmesi düşünülen ağaç orman ağacı ise (Çam, göknar, dişbudak, akçaağaç vb.) Ankara Orman İşletme Müdürlüğü’nden izin alınması gerekir. İzinsiz kesilen ağacın yakalanması durumunda “kaçak” işlemi görür. Ağaç kesmek uzmanlık ve donanım gerektirir. Apartman bahçesindeki ağacın kesilmesi sırasında çevreye verebileceği zararlar iyi hesaplanmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır. Apartmanda karar alınmadan ve izin işlemleri tamamlanmadan ağaç kesenlerin suç işlemiş olduğu bilinmelidir.
1.2- Apartman bahçelerindeki ağaçların budanması
Apartman bahçelerindeki ağaç ve ağaççıkların budanması da işi bilenlerin yapması gereken bir işlemdir. Budama, ağaçların yapraklarını döktüğü (Ankara için kasım sonu aralık ayı) zaman ile yeniden büyümeye başladığı –uyandığı- (Ankara için mart başı) zaman aralığında yapılmalıdır. Budama ile ağacın gövdesine, çevredeki insan ve yapılara zarar verilmemeli ve aşırıya kaçılmamalıdır. Budama yapıldıktan sonra, budanan dallardan daha aşağılarda ağaç yeniden sürgün verirse, ağaç aşırı budanmış demektir. Budama yapılması konusunda da genel kurul kararı alınması ve yöneticiye yetki verilmesi yararlı olur. Böcek ve mantar hastalıklarının bulaşmaması amacıyla kesim yüzeylerine macun sürülmesi yararlı olur.
Yanlış budama – Servi / Kurtboğazı
Yanlış budama – Ladin / Seğmenler Parkı
Yanlış budama – Dişbudak / Karagöl
Yanlış budama – At Kestanesi / İncesu
2. Sokak ve caddedeki ağaçların kesilmesi ve budanması
Sokak ve caddelerdeki ağaçlar o kentin/kasabanın ortak varlığıdır. O nedenle bu ağaçların bakımı veya kesilmesi konusunda belediyeler yetkilidir. Sokak ve caddelerdeki ağacı belediye yetkilileri değil de yetkisiz bir kişi keserse suç işlemiş olur. Bunları belediyelere veya adli yetkililere bildirmek gerekir.
Yanlış budama – Çınar ve kavaklar / İran Caddesi
2.1-Sokak ve caddelerdeki ağaçların kesilmesi
Sokak ve caddelerdeki ağaçlar o kentin/kasabanın ortak varlığıdır. İşlevleri yönünden de (oksijen üretmesi, kirli havayı temizlemesi, güzellik katması) varlığı bütün toplumu ilgilendirir. O nedenle bu ağaçların bakımı veya kesilmesi konusunda belediyeler yetkilidir. Sokaklarda ilçe belediyesi, caddelerde anakent belediyesi yetkili ve görevlidir. Onlarca yıl emek verilerek büyümüş bir ağacın kesilmesine karar vermek için iyi araştırma yapılması gerekir. Bazı önlemleri alarak ağacın yaşaması sağlanabiliyorsa neden kesilsin? Ağacın kesilmesine karar verenler ağacı iyi bilen (orman mühendisi, ziraat mühendisi, peyzaj mimarı, botanikçi) mesleklerden olmalıdır. Çevreden gelen basit yakınmalara bakılarak ağaç kesilmemelidir. Devrilme, kırılma tehlikesi varsa veya ağaç kurumuş ise ağaç kesilebilir. Ancak kesilen ağacın yerine aynı türden yeni fidan dikilmesi unutulmamalıdır. Sokak ve caddelerdeki ağacı belediye yetkilileri değil de yetkisiz bir kişi keserse suç işlemiş olur. Bunları belediyelere veya adli yetkililere bildirmek gerekir.
2.2-Sokak ve caddelerdeki ağaçların budanması
Bu ağaçların budanması konusunda ilçe veya büyükşehir belediyeleri yetkili ve sorumludur. Ağaçların budanmasında amaç rüzgarın hızını azaltmak, daha fazla gölge yapmasını sağlamak olabilir. Bu ağaçların budanmasında da amaç doğru ve isabetli belirlenmelidir. Budamada aşırıya kaçılırsa ağacın kar ve fırtınaya direnci azalır. Devrilme ve kırılma riski artar. Unutulmaması gerek bir nokta ise budamanın sık yapılmamasıdır. 3-5 yıl arayla ve az dal kesilerek budama yapılmalıdır. Sokak ve caddelerdeki ağaçların budanmasını izlemek, halkın istemlerini toplamak bağlamında, muhtarlıkların ve mahalle/semt derneklerinin görev üstlenebileceklerini düşünüyorum. Hem yanlış ve olumsuz uygulamaları önlemek hem de zamanında ve yerinde doğru uygulamaları yaptırabilmek için bu yola başvurulması yararlıdır. Belediye yetkilileri dışında bazı kişilerin kafalarına göre budama yapması suçtur. Toplumun ortak varlığına zarar vermiş olurlar. Bunların belediyelere bildirilmesi gerekir.
Yanlış budama – Akkavak / Kuğulu Park
Budama: Amacı gerçekleştirmek üzere ağaçların kuru veya canlı dallarının uygun mevsimde, tekniğine uygun biçimde kesilerek uzaklaştırılması işlemidir.
Budamanın amaçları:
a) Kuru ve hastalıklı dalların kesilmesi ile güzel bir görünüm oluşturmak,
b) Ağaca özel biçim kazandırmak,
c) Meyve veya çiçek verimini artırmak,
d) Yayaların rahat yürümesini sağlamak, taşıt trafiğini kolaylaştırmak,
e) Yakındaki binalara ve tellere zarar vermesini engellemek
Tek, sıra veya küme olarak bulunan ağaçların budanmasında farklı uygulamalar söz konusudur. İğne yapraklı ve geniş yapraklı ağaçların yapısal özellikleri farklıdır. Çınar ağacı aşırı budamanın zararlarını yıllar içinde giderme yeteneğinde olmasına karşın karaçam bu yetenekten yoksundur.
Yanlış budama – Akkavak / Çayırhan
Aşırı budama ve ur / Toros Sokak
Aşırı budama, doğrama / Güvenlik Caddesi
Aşırı budama – Akçaağaç – Dişbudak
Not: Park ve bahçelerde tekil olarak bulunan iğne yapraklı ağaçlar (çam, ladin, göknar vb.) zorunluluk yoksa budanmaz. Topraktan tepeye değin dallı ve yapraklı olması daha da güzeldir.
Bu yazının çerçevesini oluşturan Ali Necati Koçak’a teşekkür ederim.