Bilişsel haritalar: Nasıl bir Ayrancı’da yaşıyoruz?

Uzunca bir süredir yürüttüğüm doktora araştırmasında teze katılımcı olan kişilere görüşme sonunda nasıl bir çevrede yaşadıklarına ilişkin bilişsel harita çizdiriyorum. Başlangıçta kişilerin biyografilerine yönelik bazı kesitler dinlediğim için görüşme sonunda anlatılanlar ile ortaya çıkan haritanın uyumunu görmek beni heyecanlandırıyor. Bilişsel haritada görülen temel şey etrafta objektif olarak, ölçülebilir, hesaplanabilir olan şeyleri kişinin nasıl algıladığı ve objektif olanın algısal düzeyde nasıl öznel olabileceğidir. Böylece harita aracılığıyla öznel olan gözle görülebilir hale gelir. Bilişsel haritaya bakılarak bireyin akan gündelik yaşam içindeki konumları, özellikleri ve ilişkileri hakkında bilgi edinilebilir. Elbette ki bu durağan bir süreç değildir, bu gün çizdiğiniz harita bir önceki zamandan veya bir sonrakinden farklı olacaktır, bu sebeple de bilişsel harita bir sürece vurgu yapar. 

Herkesin kendi bilişsel haritası

Hadi beraber bilişsel bir harita çizelim. Elinize boş bir kâğıt alın ve kendi Ayrancınızı çizin. İsterseniz haritanın köşelerine Ankara’ya ilişkin bazı temas kurduğunuz yerleri de ekleyebilirsiniz. Çizimi tamamladığınızda haritada gördükleriniz nasıl, ne şekilde, nerede yaşadığınız hakkında size, daha önce sizin de fark etmediğiniz, bilgiler verecektir. Bu harita sizi üzebilir; Ayrancı’dan hiç çıkmıyor, farklı alanlarla temas kurmuyor olduğunuzu hissettirebilir. Kendinizi bunun sebebini sorgularken bulabilirsiniz. 

Bilişsel haritaları değerlendirmek

Bu haritalar farklı açılardan değerlendirilebilir. Haritadaki çizim yoğunluğuna, çizilen öğe miktarına bakılabilir. Haritanın bazı kısımları yoğunken bazı kısımları seyrek olabilir. Bunun cevabını mutlaka kendi içinizde vereceksinizdir. Çizilen öğelerdeki ayrıntı miktarı da belli fikirler verir. Bir apartmanı veya sokağı ayrıntılı şekilde çizmek ile düz hatlar şeklinde çizmek arasındaki fark orayla kurduğunuz ilişki yoğunluğu ile ilgili olabilir. Haritanızın gerçeğe ne kadar yakın olup olmadığına da bakabilirsiniz. Çizdiğiniz ev gerçekten de Ayrancı için o derece merkezde mi yer alıyor? Çizilen kafe fiziki olarak gerçekten o kadar büyük mü? Evinize o kafe gerçekten o kadar yakın mı?  Gerçek harita ile bilişsel harita arasındaki farka veya hatalara bakarak nedeni hakkında düşünebilirsiniz. Yakın olarak çizdiğiniz gerçekte uzak, uzak olarak çizdiğiniz gerçekte yakın olabilir. Bunun sebebine odaklandığınızda ilgili yere giderken yolun niteliği, gösterdikleri, yol üstündeki dostlarınızı da dikkate almanızı öneririm. Haritanıza çizdiklerinizi belli açıdan sınıflandırabilirsiniz. Ne tür öğeler içeriyor? Alışveriş, boş zaman etkinlikleri, özel hayat, belli bir yaşam tarzı vb. Bilişsel haritanızı çizerken başlangıç noktasının neresi olduğu haritayı kavramak için önemlidir. Başladığınız nokta eviniz veya işyeriniz olabilir. Bu, semtle hangi nesne dolayımıyla ilişki kurduğunuzu açık edebilir. Haritanız her ne kadar mekâna yönelik algılarınıza ilişkin bilgi verse de haritada çizmediğiniz şeylerden de bilgi üretilebilir. Kimi-neyi yok sayıyor, görmezden geliyor, temas kurmuyorsunuz? Bu sorulara çizmediğiniz şeylere bakarak cevap verebilirsiniz. 

Bilişsel haritayı kimin çizdiği, nasıl bir haritanın ortaya çıkacağı konusunda belirleyicidir.  Çizdiğiniz haritayı okurken sahip olduğunuz özelliklerle ilişkisini de kurabilirsiniz. Siz kimsiniz, erkek, kadın, patili sever, orta yaşlı, yönetici, kapıcı, evli, eğitim durumunuz, ait olduğunuz-doğduğunuz kültürel grup,  LGBTİQ+ vb. Erkek olduğunuz için kadın kuaförü çizmeyebilirsiniz, köpeğiniz olduğu için pet kuaför çizebilirsiniz. Planlama işi yaptığınız için haritanız çok ayrıntılı ve doğru olabilir. LGBTİQ bireyiyseniz güvensiz olduğunu düşündüğünüz bir yerle temas kurmayacağınız için o yer haritanızda yer almayabilir. Eğer bilişsel haritanızı karşı cinsinizle birlikte çiziyorsanız, iki farklı cinsiyetin haritada temsil ettiği fark hakkında da düşünebilirsiniz. Araç kullanma, kamusal hayata daha fazla katılma, mekânın daha çok onlar tarafından kullanılması ve inşa edilmesi, gece dışarıya çıkabilme ihtimalinin daha fazla olması vb. gerekçelerle erkekler daha fazla mekânsal birim çizebilirler. Sadece cinsiyet farkına odaklanılarak Ayrancı’nın cinsiyet rejimi hakkında bir fikir elde edilebilir. Yaşlı bir birey ile genç birey arasındaki farka odaklanmak hem jenerasyon farkına ilişkin bir şey söyler hem de yaşlıların dezavantajlı durumuna yönelik öngörü sağlar. Eğer yaşlı bir bireyin bilişsel haritası mekânsal olarak ev merkezli ve kısıtlı bir alanı kapsıyorsa yaşlılar için bu haritanın genişletilmesinin yolları aranabilir. 

Herkesin Ayrancısı farklı

Kendi haritanızdan yola çıkarak nasıl bir Ayrancı’da yaşadığınızı ve herkesin Ayrancısının aslında aynı olmadığını görebilirsiniz. Doktora çalışması süresince aynı mahalleye ilişkin çok farklı kültür, cinsiyet, eğitim, gelir, iş gruplarından kişilerle görüştüm. Ev, iş, kafe arasında bir döngüyle hareket eden beyaz yakalılar, neredeyse tüm sokak ve binaları çizen ama hepsinin numaralardan ibaret olduğu kuryeler, iş ve evi arasında gidip gelenler, Ayrancı’dan neredeyse hiç çıkmayan uzaktan çalışanlar, örgütlü mücadele içinde olduğu için hemen her yer ile teması olanlar… Ayrancınızı yani bilişsel haritanızı genişletmenin ve müşterekleşmeye açmanın vakti belki de gelmiştir. 

Harita deyince aklınıza ne geliyor, harita kullanır mısınız?

Atlaslarla büyüyen bir nesildik, şimdi harita deyince hemen cep telefonumuza sarılıyoruz. Harita deyince aklınıza ne geliyor? Kimler ne haritası kullanıyor?

“Harita ve atlaslar benim için nostaljik objeler”

Elif Gürpınar

Artık harita kullanmıyorum, sadece kaybolduğumde beni hedef noktama götürsün diye çok nadiren baktığım bir şey. Yön algım da aşırı zayıf o yüzden haritadan ziyade telefonun navigasyonunu tercih ediyorum. Harita ve atlaslar benim için nostaljik objeler. Öğrenciliğimin ilk yıllarında ödevlerin vazgeçilmezi tabii ki harita ve atlaslardı ama  gelişen teknolojiyle birlikte sanıyorum onlar da yerlerini diğer pek çok şey gibi cep telefonlarına ve bilgisayarlara bıraktı.


“Google maps dışında bir haritam yok”

Kardelen Çelik

Harita deyince aklıma ilk gelen google maps oldu açıkcası 🙂 Teknolojinin bizi getirdiği nokta diyebiliriz… İkinci olarak atlas, üçüncü olarak piri reis ve son olarak komik olacak ama ilkokul geliyor aklıma yani coğrafya dersleri 🙂 Özetle harita kullanmıyorum, Google maps dışında bir haritam yok tabii eskiden ilkokulda vardı.


“Eskiden gideceğimiz yeri nasıl buluyorduk acaba?”

Özlem Ateş

Harita artık somut olarak göremediğimiz bir şey, okulda coğrafya hocasının üzerinde dünyayı anlattığı o şey yerini GPS sistemine bıraktı. Eskiden gideceğimiz yeri nasıl buluyorduk acaba? Bunların dışında harita deyince aklıma Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bir projesi olan Mor Harita geliyor. Mor harita uygulaması kenti kadınlar için daha güvenli hale getirmek motivasyonuyla ortaya çıkmış ama tüm kadınlar için işlevini yerine getirebiliyor mu emin değilim.


“Harita sıklıkla kullanıyorum”

Zerrin Vural

Harita deyince aklıma tanımak istediğim bölgenin coğrafi durumu geliyor. Harita sıklıkla kullanıyorum. Özellikle bir yerden bir yere gideceksem gideceğim bölgenin haritasına bakarak kendime yol çiziyorum.

Pusula, mekanlar ile insanlar arasında bir bağ kurmaya çalışıyor

Lavarla ekibinden Ankaraseverlere bir pusula: Ankara Keşif Haritası

Sevgili Seren Erciyas, siz Lavarla’nın kurucularından ve Pusula’yı yapan ekiptensiniz. Ankara Keşif Haritası Pusula’nın başlangıç noktası nedir? Bu projenin hikayesi nasıl başladı?

Lavarla ekibi ilk kez 2016’da bir masa başında bir araya geldiğinde Ankara’ya iyi bir kent haritası kazandırma fikri ilk konuştuğumuz konulardan biriydi. Ankara’nın sağlam bir kent haritası olmalıydı, fakat sıkıcı turist haritalarından farklı ne yapabilirdik? Ekipten Serkan’ın Avrupa’da gezdiği ülkelerden topladığı Use-it haritaları ilk çıkış noktamızı oluşturdu. “Act like a local” sloganıyla hazırlanan bu haritalar, Avrupa şehirlerini bir turist gibi gezmek yerine o şehrin insanının gözünden görmek ve deneyimlemek, gündelik rutinlerine dahil olmak ve onlarla aynı mekanlara gitmek isteyenleri hedefliyordu. 

Bu haritaların turistik deneyimleri ters yüz etmesi fikrini hepimiz çok sevdik ve bize farklı bir bakış açısı kazandırdı. Ankara’ya gelen bir turistten önce “Ankara’da yaşayanlar bu şehri ne kadar deneyimliyor?” sorusundan yola çıktık. Ankara’da uzun yıllar yaşayıp da Ulus’a hiç gitmemiş veya sadece kısa işlerini halletmek için “uğramış” insanların olması, bu bölgenin zihinlerde “tehlikeli” olarak işaretlenmesi; belli dönemlerde popüler olan mekan ve bölgelerin talep görmesi, belli başlı deneyimlerin dışına çıkılmaması; Ankara-İstanbul karşılaştırmalarının yapılması ve kendi şehrini tanımayan Ankaralıların hep bir sıfır geride başlamaları gibi meseleleri Ankara’yı Ankaralının kendisine, farklı yollar ve deneyimler göstererek anlatmak iyi bir fikir gibi geldi. 

Bir de tabi “Ankaralılık” meselesi var. İklimiyle, ulaşımıyla, hafızasıyla, kozmopolit yapısıyla, başkent oluşunun ağırlığıyla, düzeniyle, duruma göre “öğrenci” duruma göre “memur” kenti oluşuyla kendini dayatan bu şehirde belli rutinleri tutturan, birbiriyle paylaşan, kendine rotalar oluşturan, şehre sahip çıkan insanların tüm bu ortaklıkları Ankaralılık adı altında buluşabilir mi? Bu da bizim sadece haritayla da değil, yayıncılıkta veya sosyal medyada da tekrar tekrar cevaplamaktan çok mutlu olduğumuz bir soru.

Ankara Keşif Haritası (Foto: Sema Çavdar)

Neden harita çalışması? 

Ankara’ya yakışır bir kent haritası yapma isteğinden yola çıktığımız ama harita fikrinden kopmadan kendi bakış açımızdan kentlileri bir deneyim ve keşif sürecine davet ettiğimiz kompakt bir çalışmaya niyetlendik. Haritadan yola çıktık, uzaklaştık ve tekrar haritada buluştuk bu süreçte. Yani ilk fikir Ankara haritası yapalım değil de Ankaralılara Ankara’yı nasıl anlatabiliriz olsaydı, kapısı yine haritaya çıkardı diye düşünüyorum. Zira “yol göstermek, adres tarif etmek” için en kullanışlı araç harita. Haritayı aynı zamanda hikaye anlatmak için kullanabildiğimizi görmek de onu kullanışlı bir araç haline getirdi. Bizim de yaptığımız bu: Ankaralılara bir seferde şehre dair farklı ya da yeni yolları ve deneyimleri göstermek, şehrin hikayelerini anlatmak.

Herkes dijitale geçiş yaparken neden basılı harita? 

Cevabı çok basit aslında, kullanıcılar elleriyle hissetsinler ve emek versinler istedik. Küçücük bir ekrana sığmasınlar, aynı anda tüm önerileri ve rotaları görebilsinler. İşin eğlenceli bir yanı da var, bir haritadan yol bulmaya çalışmak mesela, şehirdeki gezintiyi daha bulmacalı ve eğlenceli kılıyor. Yani bir deneyim haritası yaparken, harita ile gezmeyi de kendi başına bir deneyim haline getirdik.

Bir diğer niyetimiz de Ankaralılara geriye dönüp bakabildikleri, belki bir kaynak olarak ya da çıkış noktası olarak başvurabildikleri arşivlik bir çalışma bırakmak. Pusula’nın ilki 2017 yılında, ikincisi geçen sene çıktı; üçüncüsü de olacak zamanı geldiğinde. Aradaki beş senede ilk haritadan ikinciye geçemeden kapanan yerler oldu. Veya biz ilk haritada anlattığımız mekanları bu sefer daha farklı bir bakış açısı veya deneyimden anlattık; çalışma sürecinde yeni iş birlikleri yaptık. Bu da ilki ile ikincisi arasında, 2017 ile 2022’nin Ankara’sı arasında –mekanlar, hikayeler, kent aktörleri, yaşam biçimi, kültür sanat hayatı gibi– birçok yönden karşılaştırma yapmaya da fırsat tanıyor. Pusula’daki her durakta kullanıcıya yeni meraklar ve hikayeler sunduk. Bir kitaba, geçmişten bir hikayeye, ilginç bir bilgiye, kente farklı alanlarda değer katmış insanlara değinip, bir merak oluşturmaya çalıştık. Metinlerin yanında haritaların birer sanat çalışma olması için de Ankaralı tasarımcılara başvurduk. İlkinde modern minyatür sanatçısı Öykü Terzioğlu, ikincisinde çizer Rüya İğit ile çalıştık. Tüm bunlar haritayı; saklamaya değer, dönüp dönüp başvurulacak bir kaynak ve aynı zamanda haritanın da hedeflediği gibi haritayı arayıp bulmak için Ankaralıları evinden çıkarıp belli noktalara yönlendirecek bir harekete geçirici unsur haline getiriyor bizce.

Haritaların kent kültürü ile bağlantısı nedir?  Değerlendirir misiniz?

Pusula özelinde konuşmam gerekirse, kent ve kentli arasında bir bağ yaratmak ya da mevcut bağı güçlendirmek gibi bir misyonu var. Önünden geçip gittiğiniz, sizin için dekordan öteye geçemeyen yapılar, mekanlar, eserler ve hatta insanlar hakkındaki hikayeleri öğrendiğinizde şehre bakışınız da farklılaşıyor. Haritayla gezerken kendi yeni deneyimlerinizi ekleyip aslında kendi hikayenizi oluşturuyorsunuz. Bu hikayeler birikiyor, başkalarınınkiyle birleşiyor ve günün sonunda daha önce de bahsettiğimiz o Ankaralılık hali pekişmiş oluyor. Mesela Kale’ye çıkan yokuşun sonundaki baharatçının Barış Manço’nun şifalı bir klibine mekan olduğunu veya Ayrancı’da gittiğiniz bir restoranın aslında çok eski bir Ankara bağ evi olduğunu öğrendiğinizde tüm bakış açınız değişiyor. Elinizin altında Internet gibi bir nimet de var, bu hikayelerin peşine düşebiliyorsunuz. Çevrenize anlatıyorsunuz ve bu da kentte ortaklaştıklarınızı, dolayısıyla da kent hafızasını, kent kültürünü pekiştiriyor.

Ankara’nın yeni bir hikayeye ihtiyacı yok, Ankara’nın kendi hikayelerini hatırlamaya ve bunların yeniden anlatılmasına ihtiyacı var. Yaşadığınız kentin hikayelerini bildiğinizde ve kendi bireysel hikayelerinizi yarattığınızda o kenti sevmeye başlarsınız. Biz de Pusula ile, Ankaralıların peşine düşüp kendi hikayelerini yaratacağı eski Ankara hikayelerini anlatıyoruz.

https://www.rotapusula.co

Haritalar bana hiç yalan söylemedi, beni hiç yanıltmadı

Biraz paftaya ozalite aşina bir geçmişi olanların “Ankara’nın haritaları” deyince eminim akıllara ilk Jansen’in o ihtişamlı planı gelir. Tabii bir akşam sofrasında Paşa, Atatürk Bulvarı’nın daha geniş olmasını isteyince kendisine dönen şaşkın bakışları da burada not edelim.  

Aslında harita ve plan “mevcut durum” ve “olması istenen” arasındaki gerilimin dayanılmaz hafifliğini hissettirir hep bana.

Benim hayatıma haritalar dünya atlaslarında ülkelerin yerleri, başkent ve diğer kentleri bulma oyunları ile girdi. Sonra tarih atlasları geldi dünyanın ezelden beri hep böyle olmadığını farkedince.

18 yaşında başladığım planlama eğitiminde temel tasarım denen zorlayıcı süreçte ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nin şimdi büyük oranda otoparka dönüşmüş arka bahçesindeki “münhani eğrileri”yle de tanışmıştık bu harita kavramının önemli değişkenlerinden biri ile. Harita oluşturmak için bir yaz stajında elimizde ölçüm aletleri ile bir ay boyunca aynı arka bahçeyi arşınlamıştık. Bu sürecin mihmandarı, bir Ayrancı sakini hocamız Argun Evyapan’ın kulaklarını çınlatmadan geçemem, sağolsun emeği çoktur üstümüzde. 

Metro ve Ankaray inşaatlarındaki gezilerden

Karayalçın dönemi haritası

Üniversitenin son yılı ülke tarihini inceleyenlerin anlatırken özel atıf yaptığı 1994 seçimlerine denk gelmişti. Yerel politikadaki hareketlenme bizleri de etkilemiş, hatta Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin seçime yetiştiremediği Kızılay’ın ortasında devam eden Metro ve Ankaray inşaatlarında rehber ekipler oluşturup halkımıza yakında devreye girecek olan raylı sistemleri hayal ettirip haftaya teslim alabileceği baretli bir şantiye hatıra fotoğrafı çektirmek görevi de bize düşmüştü.

O dönemde Reşat Nuri’deki belediyenin halkla ilişkiler müdürlüğüne gidip gelirken İbrahim Keleş ve Cemil Cahit Yavuz’un yaptığı yıllarca duvarlarımızı süsleyen karikatür-grafik karması Ankara haritasını edinmiş hatta fazla fazla alıp sınıfa dağıtmıştım. 

Murat Karayalçın’ın Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı döneminde tasarlanan Ankara haritası (İbrahim Keleş, Cemil Cahit Yavuz)

Mamaktan yola çıkan bir zihinsel harita!

Serde “şehircilik” vardı ya, bu Ankara’nın haritaları mevzusu hep kafamda dönüp duruyordu. O sırada Mamak’ta çıkardığımız yerel gazetenin sayfasına da bu meseleyi taşıyalım diye konuşmuştuk, gazeteden arkadaşım Dilek’le… Araştırırken çok uzağa gitmemiz gerekmedi işin açıkçası. Bizim Odanın yayın organı Planlama Dergisi’nin 86 yılında çıkmış ilk sayısında böyle bir yazıyı bulduk hemen. “Çevresel Psikoloji, Planlama ve Kentsel Bütünleşme” başlıklı yazısında Ömür Kızılgün; 1983 yılında yüksek lisans tezi için yaptığı bir araştırmaya(1) dayanarak Ankara kentine ilişkin zihinsel haritalardan örnekler sunarak bu tür çalışmaların “kentsel  bütünleşme” gibi sosyal bir olgunun irdelemesindeki  kullanımını tartışıyordu. Araştırmada çarpıcı olan Mamak ve Tevfik Fikret Liselerinin öğrencilerinin zihinsel Ankara haritalarını ortaya çıkararak tartışması idi. O Ankara zihin haritalarında gecekondu mahallelerini temsil eden Mamak Lisesi öğrencilerinin çeperde yaşamanında etkisiyle kenti bütünsel olarak algılayabilmiş olmasına rağmen görece daha iyi bir eğitim gören Tevfik Fikret Lisesi öğrencilerinin kenti merkezinden ibaret görmesi bana çok çarpıcı gelmişti.  Ankara Atatürk Mezunu bir gecekondu sakini olarak kendimi nereye koyacağımı şaşırmıştım doğrusu…

Ankara Kültür-Sanat Haritası

1996’da Arkadaş Yayınevinde grafik grubu yöneticisi olarak çalışırken -aynı zamanda akrabam da olan- Ankara Sanat Bülteni’nin yönetmeni Timur Zeren benden sanat galerilerinin adreslerin gösteren ve  içinde müzeler ve tarihi yerlerin de olduğu haritalar hazırlamamı talep etmişti.  O günün teknik koşullarında bilgisayarda hazırladığım haritalar, navigasyon uygulamalarını yaygınlaştığı son yıllara kadar bültenin sayfalarında yer almıştı. Sanırım 20 yılı aşkın sürede bülten sayfalarında yer alan bu haritaların yılda 11 kere çıkan ve her yıl 190 bin ortalama ile basılan bir yayın  olduğu düşünüldüğünde Rekorlar Kitabı’na girecek kadar çok basıldığını söyleyebilirim. Tabii artık telefonlara emanet ettiğimiz adres bulma halimiz düşünüldüğünde ne kadar da uzak geliyor o yeni bir şehre gittiğimizde hemen kırtasiyeden şehrin haritalarını aldığımız günler.

Ankara Kültür Sanat Haritası

Kent muhalefetinin haritası

Sonrasında TMMOB Şehir Plancıları Odası’nın Ankara Şubesi’nde yönetim kurulu başkan ve II. başkanı olarak geçen 2002-2008 yıllarında, Gökçek’e karşı kent muhalefetini örgütlediğimiz dönemde de Ankara’nın kentsel dönüşümünden raylı sistemlerine, katlı kavşaklarından barınma haklarının ihlallerine, ulaşım zamlarına kadar onlarca Ankara haritası yapmıştık. Yani Ankaram Platformu üstünden yürüttüğümüz muhalefetin de dili olmuştu bu haritalar. O dönem eşim ve meslektaşım Gökçen sayesinde tanıştığım Coğrafi Bilgi Sistemlerini kullanarak daha önceleri kuru boya-tinerlerle geceler boyu hazırladığımız haritalara dijital olarak ulaşabilmek ve bunları plotterlardan çıkış olarak alabilmek de çok heyecan verici idi.

Birde 1990’lı yılların ikinci yarısında Ankara Demokrasi Platformu önderliğinde başlayan ve 2000’li yılların ortalarına kadar Emek Platformu üzerinden devam eden büyük mitinglerin organizasyonu için hem mitinge katılanlarla hem emniyet yetkilileri ile yürütülen ve içinde bulunduğum yıpratıcı görüşmelerle komitelerinde yaptığımız “Ankara Miting güzergah haritaları”nı da anmadan geçmeyeyim. Bu mitinglerin doruk noktası benim için 1 Mart Tezkeresine karşı yapılan miting idi. Eylül 2008’de dört yüz bin kişinin katılım ile gerçekleşen “Eşit Yurttaşlık Mitingi” de benim için organizasyonun da yer aldığım son büyük mitingdi.   

Çankaya’dan çıkarak bir harita denemesi

Çankaya Belediyesinde görev yaptığım ve sahibi-sorumlu yazı işleri müdürlüğünü üstlendiğim halen yayını devam eden “Gazete Çankaya” bizim o dönemki deyimimizle “Gazete Ç”, döneminde de gazetenin yayın amaçlarına ulaşmak üzere İbrahim Keleş ve Cemil Cahit Yavuz’un yaptığı Ankara haritası gibi bir harita yapma fikri hep gündemimdeydi. O günlerde İbrahim Keleş’e ulaşmanın bir yolunu bulamayınca geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz gazetenin karikatüristi sevgili Derya Sayın’a da çıtlatmıştım. Ama Derya Ankara’da yaşamadığını belirterek ne yazık ki talip olmadı. Eminim bu işe soyunsa güzel kalemi ile bize çok güzel bir harita çıkarırdı. O dönemde tesadüfen bana ulaşan ve Ankara haritası yapabileceğini söyleyen karikatüristi de çalıştığı yayın grubundan ötürü ben reddettim. 

Bu arayış benim için bitmedi nedense. Bunun üzerine 2013 yılında amatör bir karikatüriste haber salarak ondan talep etmiştim Ankara haritası yapmayı… Tabii günü koşullarında Ankara çok büyümüştü. Bir grafik haritanın kurgusunu bir türlü yakalayamamıştı bu son çalışma belki de İbrahim Keleş ve Cemil Cahit Yavuz’un yaptığı işin yüksek kalitesinden ve ilk gençliğimiz ve Ankara değerleri ile kafamızda özdeşleştiğinden. Kafamda o barajı hiç aşamadı bu çalışma. Biz de gazetenin tanıtımında kullandığımız bir görsel olarak sınırlı bir şekilde kullanmıştık yeni nesil haritayı.

Ankara’nın haritaları ile yaşadığım kişisel deneyimi sizlerle de paylaşmak istedim. Benim kenti ve fiziksel-sosyal varlığını algılama ve kente dair söz söylememde işte böyle köşe taşlarını oluşturdu Ankara’nın haritaları. Bana hiç yalan söylemediler, beni hiç yanlış yönlendirmediler.

1 https://www.spo.org.tr/resimler/ekler/6138bc5af602364_ek.pdf

Harita nasıl konuşur?

Bir şehrin haritada karşılık bulan çizgisel ifadesi, ister kendi döneminde, isterse ardışık dönemlerde odak alınsın, birdenbire konuşmaya başlar ve bazen de konuşması durdurulamayan uzmanlara benzer.

Haritacılık dünyayı sahiplenme aracıdır

Türkiye söz konusu olduğunda, bizim kültür olarak haritalarla ilişkimizi, somut çıkar umduğumuz alanlarla sınırlı gördüğümüzü söylemek olanaklı. Bu nedenle de yurdumuzda, askerlik mesleğinin, dolayısıyla ordunun önemsediği haritacılık, bir kültürel giriş kanalı oluşturmuş ve diğer disiplinlerdeki önemi ona göre şekillenmiştir. Oysa yazılı kaynakların ve kayda almanın daha fazla önemsendiği  başka kültürlerde haritacılık, bir “dünyayı sahiplenme aracı”dır. İster bir toplumsal ve topluluksal mülkiyet, ister tarımsal ya da endüstriyel üretime dayalı sahiplik anlamında olsun, harita, sahip olan özne ile sahiplik nesnesi arasında ilişki kurar. ‘Ne kadar dönüm bağım var; bu yılki rekolte iyi olursa ne kadarlık yemeklik, şaraplık ve sirkelik üzümüm çıkar?’ ‘Kaç kilometrekare toprağımda, ne kadar yurttaşım yaşamakta ve onların sağlığı için bu yıl nasıl yatırımlar yapabilirim?’ ‘Şehrimin akarsularının sayısı, debileri, suyunu taradıkları havzalar nasıl dağılır ve aynı bölgedeki yıllık yağışa göre su kullanım sınırlarını ve kapasitelerini nasıl denetleyebilirim?’ Coğrafya, ekonomi, ticaret, kültür, sanayi, eğitim, sağlık, ve benzeri, dolayısıyla kısacası bir toplumun bütün yaşamsal alanlarını birbirine bağlayabilecek güçte bir veritabanı oluşturan bir kurultudur harita. Haritası olan, önünü görme, geleceği planlama iktidarına da sahiptir. Çünkü bu iktidar, harita üzerinden üretilen bilgiye dayanır ve onunla varolur. Haritayı ne denli ayrıntılı, özelleşmiş bakışlı, tikel konulu, zaman içinde değişimlere açık ve nesnel kabul ve ölçümlere dayalı biçimde dürüst yaparsanız, iktidarınız da o denli sarsılmaz olur.  

Dolayısıyla haritacılık, hem dünyada yönümüzü ve ilintilerimizi gösteren, bizi zaman bağlamında gelecekle ilişkilendiren, hem de (zorunlu olarak) günün kaydını alan, kayıt tutan bir etkinlik ve giderek meslek alanıdır. Anadolu’nun en eski uygarlık ve kültürlerinden Hititler, kayıt tutmayı önemsedikleri, kentsel düzeni ilk kez planladıkları ve kurguladıkları halde, (mevsimsel ve savaş-barış zamanları, kıtlık-bolluk yılları, ve benzeri istisnai durumlara ilişkin iradi geçişimleri düzenledikleri halde) niçin haritacılık konusunda adım atmadılar ya da bu çoğunlukla iki, bazen üç boyutlu kayıtçılığa başlamadılar, bu ayrı bir tartışma konusudur. Örneğin Tabula Peutingeriana
4. yüzyılda kullanılan bir yol haritası (itinerarium) olarak 0,34m/6,75m boyutlarında bir Roma kamu yolları (cursus publicus) rehberidir. Ankara’nın yakından tanıdığı İmparator Augustus zamanında ilk örneklerinin üretildiği düşünülen bu haritanın, bugünkü İngiltere’den Hint yarımadasına kadar bütün Roma yollarını ve dolayısıyla 555 şehri ve yüzlerce küçük yerleşimi kapsaması, ‘temellük etme’ ile ‘kullanma, düzenleme ve koruma’ (dolayısıyla sürekli kılma) edimleri arasındaki ilişkileri göstermesi açısından ilginçtir.

1928 tarihli, 1/25000 ölçekli Erkan-ı Harbiye-i Umumiyye (Genel Kurmay Başkanlığı) imzalı Ankara haritası

Ankara’nın ilk haritaları

Bilindiği gibi Ankara’nın çağdaş dönemdeki ilk haritası, İstanbul’a gelen Prusya Mareşali Helmut Moltke’nin kurmaylarından Baron Von Vincke tarafından 1839 yılında çizilen haritadır. Bu harita, Ankara Kalesi ve çevresiyle o dönem demiryolu öncesi Ankara’sını gösteren ilk ayrıntılı kayıttır; harita 1854 yılında basılarak Ankara Valisi İzzet Paşa’ya sunulmuştur. Ankara’ya ait, askeri kabul edilebilecek yakın dönem haritalarından bir diğeri, ilişikteki 1928 tarihli, 1/25000 ölçekli Erkan-ı Harbiye-i Umumiyye (Genelkurmay Başkanlığı) imzalı haritadır. Yeni gelişmekte olan Ankara’nın Yeni Şehri’ni de gösteren bu harita, kayıtçılık açısından bugün baktığımızda yeşil alanlara yaptığı vurgu ile ortaya çıkmaktadır. Başta Ayvalı, Etlik, Keçiören, Sanatoryum, Kalaba, Çubuk Çayı çevresi, Karapürçek, Mamak olmak üzere Kuzey; yine başta Dikmen, Ayrancı, Kavaklıdere, Çankaya, İncesu, Abidinpaşa, Lakavuz, Frenközü bağları olmak üzere Güney bağlarını ve bağ evlerini, gözle sayılabilecek derecede bir kesinlikle göstermektedir. Haritada, 1932 Jansen Planı ile kullanım tanımı ‘işçi mahallesi’ olarak değiştirilen ovadaki Kazıkiçi Bostanları ile İskitler Bostanları, bugünkü Ziraat Fakültesi kullanım alanlarında kalan bostan ve tarlalar, dikkat çekici biçimde hem topoğrafya ile hem de akarsu yatakları ve kentsel havalandırma olgusuyla uyumlu bir İç Anadolu şehri sınırlarını ve morfolojisini tanımlamaktadırlar. Bilgi üretimi açısından haritalara farklı dönemlerde değişik arayışlarla tekrar tekrar bakmak, yeni nitelik, önem noktaları ve odakları keşfetmemize, görmemize, anlamamıza yaramaktadır.

Baron Von Vincke tarafından 1839 yılında çizilen Ankara haritası
1932 Jansen Planı

Harita nedir, plan nedir?

Çok karıştırılan bir durumdur: Harita, bir yerin halihazır durumunu, haritacının o anki zihinsel ve teknolojik donanımına dayanarak, o anki ilgi ve gerekirlikler açısından kayda geçiren bir araçtır. Plan ise, bir yerin haritasından yararlanılarak, o yerin geleceğini, yine bu kez mimar ya da plancının o anki zihinsel ve teknolojik donanımlarına bağlı kalarak, tahayyül edildiği haliyle kayda geçiren ve projeksiyon aracıdır. Birbirlerinin olmazsa olmaz bileşeni ve destekçisi olan bu iki araç, her zaman birbirini beslemektedir.

Unutulmamalıdır: Mimar, şehir plancısı ya da coğrafyacı, sorulduğunda haritayı sözlüğe bakarak anlatıyorsa, kendisine ait bir ‘harita’ tanımı yoksa, ona güvenimiz sarsılır; kuşaklar boyunca bütün bir eğitim ve bilgi akışının getirdiği uzmanlık, anlamsız olur.

Ankara’nın ilk karikatür haritası

Üniversite hayatım 1977 yılında İstanbul Devlet Tatbiki Yüksek Okulu Grafik Bölümünde başladı. Öğrencilik yıllarımda okul kütüphanesi en önemli bilgi kaynağımızdı. Yurt dışı yayınları orada görme şansımız olurdu. Grafik tasarımla ilgili yayınlarda kent illüstrasyonları ile ilgili çeşitli örneklere hayranlıkla bakardım. Okulumu bitirip Ankara’ya dönüp kendi grafik stüdyomu kurdum. 1989 yerel seçimleri öncesinde Çankaya ilçesinde bir adayın ön seçim kampanyasını bir arkadaşımla birlikte yürüttüm. Bu çalışmadan (kampanya) ötürü Murat Karayalçın ön seçimi kazanması halinde seçim kampanyasında bizimle çalışmak isteğini dile getirdi, Murat Bey ile tanışıklığımız böyle başladı.

Karayalçın altyapı yatırımlarını duyurmak istiyordu

O yıllarda Ankara için çok önemli altyapı projeleri eş zamanlı başlatılmıştı ve Ankara bir şantiye alanına dönüşüyordu. Murat Bey bu projeleri hemşehrilerine hem duyurmak hem de onları bilgilendirmek amacıyla bir görsel çalışma yapmamı istediğinde daha önceleri görmüş olduğum kent illüstrasyonlarından esinlenerek Ankara kent görünümünü hayal ettim ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bu altyapı projelerini neden böyle bir çalışma üzerinde göstermeyelim, diye düşünerek bu fikrimi Murat Bey’le paylaştım. Ancak tam olarak anlatamamış olmalıyım ki onu ikna edemedim. Buna rağmen bu illüstrasyonu yapmayı kafama koymuştum. İstanbul’da öğrencilik yıllarından arkadaşım, grafik tasarımcı ve karikatürist Cemil Cahit’e fikrimi açtım. O güne kadar Ankara’yı hiç görmediğini ve kendisi için zor olacağını söyledi. Sonuçta Cemil’i ikna ettim ve işe başladık.

Murat Karayalçın’ın Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı döneminde tasarlanan Ankara haritası (İbrahim Keleş, Cemil Cahit Yavuz)

Ben Ankara’dan Cemil İstanbul’dan çalıştı

Ben Ankara ile ilgili görsellerden ne bulduysam haftanın 3 günü İstanbul’da Cemil’e tarif üzerine Ankara’yı çizdirdim. Çizimin siyah beyazı bitince renklendirme çalışmasını birlikte tamamladık. O yıllarda kentlerin hava çekim fotoğraflarını bulmak gerçekten çok zordu. Bunun için bir arşiv oluşturduk. Ankara için mimari ve tarihi değerleri olan yerlerin fotoğraflarını basılı yayınlardan topladık. Kendim de çeşitli yerleri fotoğrafladım. Kent planı zaten turistik Ankara haritasında vardı. Perspektif deformasyonlar yaparak karikatür sanatının olanaklarıyla ortaya bir çalışma çıkartık. Çalışmanın içerisine mizahi unsurları da ekleyince daha sempatik oldu.

Ankara’lı sokağa çıktığında her yerde altyapı inşaatı görüyordu

Bu çalışma ile o güne değin yapılan (veya yapılmayan) kamu yatırımlarını etkili bir dille anlatmak istedik. İllüstrasyonun arka yüzünde zaten projeler ile ilgili kapsayıcı bilgiler vardı. İllüstrasyon, Karayalçın’ın projelerinin Ankaralılar tarafından sahiplenilmesini ve çok yoğun inşaat faaliyetlerinden dolayı ortaya çıkan olumsuzlukları hoşgörü ile karşılamalarını da sağladı. 

Karayalçın haritayı çok beğendi

Baskıdan önceki son aşamasını Murat Bey’e gösterdiğimde çok beğendi. Bu çalışmayı, İstanbul’da ulusal basının temsilcileriyle yapacağı belediyenin 2. yıl çalışmaları bilgilendirme toplantısında basılı olarak kullandı. 1991 yılında basıldı, ilgi ve sempatiyle karşılık buldu.

Sınırlı sayıda ilk baskısı Ankaralılar tarafından çok sevildi. Ülkemizden ve yurt dışından çeşitli üniversitelerin mimarlık ve şehircilik fakülteleri kütüphaneleri için arşivlenmek üzere talepte bulundu. Gençler özellikle poster olarak kullanmak üzere haritanın peşine düştüler.

Geriye dönüp bakıyorum, yaptığım işten memnunum

Geriye dönüp baktığımda böyle bir çalışmayı başlatmış olmak ve üretim sürecinde bulunmaktan bir Ankaralı olarak çok mutluyum. Belediyeden sonraki profesyonel iş hayatımda çeşitli şehir ve bölge çalışmaları yaptım. Halen Antalya’da kendi atölyemde resim çalışmaları yapıyorum.

Ayrancı’nın da bir haritası oldu

Sokaklarıyla, bu sokakların sağına soluna yerleştirilen hem görsel açıdan keyifli hem de gerçeği ile neredeyse birebir aynı evleriyle, arka bahçeleri ve ağaçları ile bir Ayrancı Haritası düşünün. Özgün Özmen, pandemi döneminde Ankara’ya dair bir şeyler yapma isteğini bu harita ile gerçekleştirmeye başladı ve ilk harita Ayrancı’nın oldu.

Özgün Özmen, ODTÜ Uluslararası İlişkiler mezunu ve aynı okulda yüksek lisans yapıyor.

Seni tanıyarak başlayalım söyleşimize…

Özgün ismim. ODTÜ Uluslararası İlişkiler’den mezun oldum. İki sene kadar oldu mezun olalı. Bu sene yine ODTÜ Sosyal Bilimler yüksek lisans programına başladım. Okul zaten çok bi vakit kapladığı için uzun bir süre sadece okul oldu. Onun dışında bu resim işleri çok amatör, alaylı devam eden bir şey oldu hep. Harita da pandemi döneminde o kapanmalarda sürekli evdeyken falan üstüne gideyim, geliştireyim kendimi falan diye uğraştığım bir döneme denk geldi tam. Bi yandan da aşırı Ankaralılık, Ankara’yı çok sevmem beni bu haritaya yoğunlaştırdı. Aslen Ankaralı değilim ama 10 yaşından beri Ankara’dayım. Yaklaşık 6 senedir de Ayrancı’dayım. O yüzden buraya dair de bi şeyler yapmak vardı aklımda. Pandemi dönemiyle de kesişince evde oturup full buna yoğunlaştığım bir dönem oldu geçen sene içinde. Böyle bir harita çıktı ortaya.

Harita veya resimle ilgili eğitim aldınız mı?

Profesyonel bir şekilde yapmadığım için bunu veya akademik bir eğitimini almadığım için tamamen amatör anlamda, bireysel yaptığım bir şey. Bir yandan da teknik açıdan kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Haritanın çıkışı da biraz öyleydi, mimari çizimler ya da şehirle ilgili ilerletmek istiyorum onu. 

Özgün Özmen’in el çizimi Ayrancı Haritası

O malum soruya gelelim, neden Ayrancı?

Üniversitenin son yıllarında Ayrancı’ya taşındım. Ankara’yı çok seviyorum aslında, çocukluğumdan beri burada olduğum için, klasik Ankaralılık. Yaşaya yaşaya, burada anı biriktire biriktire seviyoruz sanırım. Bunun dışında Ayrancı’da o biraz daha somutlaştı aslında, Ankara’ya duyduğum o bağ ya da ev hissi. Çünkü hani bi yandan hem çok güvende -Türkiye şartlarında en azından- hissettiğimiz bir yer. Öyleki ev hissi bütün mahalleye yayılıyor gibi buradayken. Bunlar bir araya gelince zaten burada yaşıyor olmanın kendisi güzel bir hal alıyor. O yüzden buraya dair de bir şey yapmak istedim. Sonra böyle bir Ayrancı haritası oldu.

Haritanın ilk çıkışı ise burayı bilmeyen bir arkadaşım için ufak bir Kızılay krokisi hazırlama ile oldu. Çünkü “ne yapacağım nereye gideceğim bilmiyorum, mekan bilmiyorum, sokak bilmiyorum” diye bir muhabbet geçmişti. Bir de klasik “Ankara’da hiçbir yer yok, yapacak hiçbir şey yok.” mevzusu olunca “Dur ben sana bir rehber yapayım.” dedim. Bu dediğim 5-6 sene önceydi. Sonra o küçük Kızılay krokisi, birkaç başka semtle birleştirdiğim, gittikçe büyüyen bir krokiye dönüştü. İşte Ulus, Sıhhiye, Ayrancı falan. Bir defter içinde böyle küçük küçük mahalle krokileri, nerede ne yapabilirsin, nereye gidilebilir gibi şeyler hazırladım. Sonra bunun resimli harita gibi bir şeyini mi yapsam acaba diye düşünmüştüm. Oradan hep aklımdaydı. Sonra pandemi döneminin verdiği bir zaman imkanı da olunca buna başladım ve bu şekilde ortaya çıktı. 

Peki hangi teknikle yaptın? Dijital değil.

Dijital değil. Sulu boya ve marker kalemle yaptım. Çok sulu boya tekniği gibi durmuyor ama malzeme sulu boya. Kağıt üstüne. 70X100 boyutunda.

Çantalar üzerinde de yaptığın çizimler var…

Onlar kendimi geliştirmeye çalışırken yaptığım şeyler. Kendime ait bir çizim tarzı oluşturmaya çalışıyorum. Böyle ufak tefek tasarımlar yapmaya çalışıyorum. Shopify’dakiler  maddi kaygı ile yaptığım şeyler, hem kullanışlı olabilsin hem de buradan bir gelir elde edebilirim diye oraya koyduğum şeyler. Ama çok sürdürülebilir olmadı. Bi şekilde ona da emek vermek gerekiyor. Bir şeyi satmaya çalışmak yorucu bir şey. Ama harita maddi bir kaygı ile yaptığım bir şey değildi. Diğer yapmak istediğim haritalar için de maddi bir durum yok. Ama şöyle bir durum var. Maalesef bize çok iyi paralar kazandıran ve aynı zamanda çok da zaman sunan işlerimiz olmadığı için bu tip işleri sürdürebilmek için bi tık kendini döndürebilecek maddi yanının da olması gerekiyor. Mesela bu haritayı yapmam yaklaşık 3 ay sürdü. Ama o dönem okul ve iş yoktu. O yüzden 3 ay boyunca sabah uyandığımda bunu yapıyordum, akşama kadar harita ile uğraşıyordum. Bakınca, ortaya koyulan emeği maddi bir şeyle temellendirmiyorum ama hayatı da sürdürebilmek için birşey kazanmak gerekliliğinden dolayı sadece kendi kendini döndürmesini bekliyorum. Her şey çok pahalı zaten, boyalar, kalemler, baskı. 

Peki bir yandan akademik hayatına da devam ediyorsun ama bu yönde ilerlemek istiyor musun?

İstiyorum. Şu an bu işin akademik eğitimini almak için çok geç. Belki lisanstayken çok başka bir tercih yapmak isterdim. Ama işte hepsi bir araya geliyor. Ülkenin koşulları, 18 yaşındaki o bakış açımız, isteklerimiz çok farklı şimdikiyle. Ben de şimdi böyle ufak ufak çabalıyorum. Bir yandan okulum, sorumluluklarım olduğu için çizim, tasarım tarafına çok emek ayıramıyorum ama dediğim gibi biraz alaylı biraz amatör kendi kendime ilerletmek istiyorum.  Biraz daha kente dair bir şeyler, Ankara ile başlayıp sonra başka kentlerle de genişletip böyle bir iş ortaya çıkarmak istiyorum. Özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan binalar, binaların tarihleri gibi. Geçenlerde Ankara’nın 90lı yılların sonu 2000lerin başına da tanıklık etmiş arkadaşlarımla konuşuyordum. Onların bahsettiği Sakarya başka bir Sakarya, onların bahsettiği Konur başka bir Konur. O yüzden not düşmek gibi geliyor bana. Şu an nasıl görünüyor? Yapabilirsem, geçmişte nasıl görünüyordu? Nasıl değişti? Ya da hatırlamak, veya tekrardan değiştirmek istediğimizde belki, neydi, nasıl değişti, niye böyle dönüştürüldü, onu bilmek açısından iyi olabilir.

Mesela burada yıkılan apartmanların yerine yenisi yapıldığında bile bir çok değişiklik oluyor. Bahçesi değişiyor, bahçesindeki ağaç değişiyor ya da evin tipi değişiyor. Mesela mimari konusunda çok bilgili değilim ama iyi kötü bakınca orada bir şey olduğunu anlıyorsun. Hangi mimari akıma göre yapıldığını, hangi döneme tekabül ettiğini vesaire bilmesen bile en azından estetik açıdan güzel geliyor. Yeni yapılan binanın maddi bir kaygı ile mi yapılıp yapılmadığını anlıyorsun. Bahçeler daraltılıyor, balkonlar minicik kalıyor. Ruhunu kaybediyor çünkü. Kızılay’daki sokakların değişimi de öyle. Alkollü mekanların sokağa taşması engelleniyor, bu defa başka bir şey sokağa taşıyor. 

Seni takip etmek, çalışmalarını görmek isteyenler için instagram hesabını paylaşabilir miyiz?

İnstagram hesabım
@ozgunsopaintings